Ölümün Gölgesindeki Kaygılar – Varoluşun Karanlık Yolculuğu

Varoluş, karanlığın derinliklerinde bir yolculuktur ve bu yolculuk,etrafı korku dolu karanlıklarla çevrili bir mahzen gibidir. Tüm varoluşsal acılarımız ve sancılarımız, ölümün gölgesinde yankılanır ve ruhu bir tür anlam arayışına sürükler. İşte tüm bu karanlık yolculukta bizlere eşlik eden acılarımız ve korkularımızla yapılan yüzleşmeler bizlere bu dünyadaki aradığımız anlamı bulmamıza yardımcı olur.

Ruhumuzu saran ve sarsan ölüm çığlıkları,kaçınılmaz kaygı ve korkuyu oluşturur ve bunun sonucunda anlamsızlığın kaçınılmaz karanlığında sıkışmış bizler, her adımımızda ensemizi okşayan ölümün soğuk nefesini biraz daha kendimize bir adım daha yakın hissediyoruz.

Kaygıların pençesine sıkışmış,karanlıkta yolunu kaybetmiş ölü ruhlar gibi oradan oraya savrulup duruyoruz. Ölüm,varoluşun sona ermesidir. Mevcut yaşamın sona erip yeni bir yaşama başlamak-mecazen yaşamak olsa da aslında var oluşun bir başka düzlemde zuhur etmesidir.

Dünya nimetleriyle başı dönmüş gözleri körelmiş bizler, en yakınımızdaki; benliğimizdeki seslere bile kulak tıkar olmuşuz. Kendi içine bakmayı unutan insan, hayatındaki boşlukları doldurmak için gözlerini yükseklere diker oldu. Korku,kaygı,sevinç,hüzün ve binbir çeşit duyguyu içinde barındıran insan,ölümsüz olduğunu hayal edip ölümün korkunç gerçekliği ile yüzleşmekten çekinir olmuş. Halbuki tüm bu anlam arama çabası, zaten anlamsızlıklar içindeki dünyada kendine bir yer bulmaktan ibarettir. En başından itibaren yolunu şaşıran bizler,tüm yaşam boyunca tek gerçek olan ölümü unutuyor,ölümsüzlüğün peşinden koşarken anı ıskalıyor ve sınırlı olan o tüm hayatını beyhude bir çabanın peşinde tüketmiş oluyor.

Evet,ölümle yüzleşmek cesaret ister, bu gerçeği kabullenmek bir çok kişi için zor hatta imkansız gibi, fakat bu gerçeği göz ardı etmek yerine sadece kabullenip yolumuza devam ederek ruhun bu dünyadaki geçici misafirliğini tamamlayabilir ve ebedi istirahate çekileceği mabedinde sonsuzluğa uğurlayabiliriz.

Ölümün anlamı,var olan yaşamın anlamsızlığını ispatlamak değildir, aksine var oluşun özü olan canlılığın bir şekilden başka bir şekle dönüşmesinin aracıdır.

Bizler kendi karanlığında hapsolmuş, yolunu kaybetmiş ruhların aracılarıyız. Huzura erişmek istiyorsak,özümüze dönmeli, en karanlıklarda bile ışığımızı önce içimizde aramalıyız.

Çünkü, Dante’nin de dediği gibi;

“Cehennemin dibinde bile umut vardır” Yeter ki cehennem alevlerinden kurtulmayı başaralım…