Yapay zekâ, büyük miktardaki veriyi işleyerek öğrenebilen, tahmin yapabilen, içerik üretebilen ve belirli görevleri insan müdahalesi olmadan yerine getirebilen teknolojik sistemlerin genel adıdır. Önümüzdeki dönemde üretimden finansa, sağlıktan eğitime kadar hemen her alanda verimliliği artırması, maliyetleri düşürmesi ve bazı mesleklerin çalışma biçimini tamamen değiştirmesi beklenmektedir. Ancak yapay zekânın asıl etkisi yalnızca teknolojik olmayacaktır. Bu dönüşüm, sermaye ile emek arasındaki güç ilişkilerini de yeniden belirleyecektir.
Günümüzde ülkeler; serbest piyasa kapitalizmi, sosyal piyasa ekonomisi, devlet kapitalizmi, sosyalist planlı ekonomi veya karma ekonomi gibi farklı sistemlerle yönetilmektedir. Serbest piyasa kapitalizminde özel mülkiyet ve rekabet ön plandayken sosyal piyasa ekonomisinde piyasa düzeni sosyal devlet politikalarıyla dengelenir. Devlet kapitalizminde stratejik sektörler kamu tarafından yönlendirilirken sosyalist ekonomide üretim araçlarının kamusal veya kolektif mülkiyeti esas alınır. Karma ekonomi ise özel sektör ile devlet müdahalesini birlikte kullanır.
Yapay zekâ bu sistemlerin tamamına üretim, planlama, denetim ve kaynak kullanımı bakımından önemli katkılar sağlayabilir. Şirketlerin maliyetlerini azaltabilir, kamu hizmetlerini hızlandırabilir, üretim hatalarını düşürebilir ve ekonomik kaynakların daha verimli kullanılmasına yardımcı olabilir. Fakat teknolojinin sağlayacağı kazancın kimlere ulaşacağı, uygulandığı ekonomik sistemin mülkiyet ve paylaşım düzenine bağlıdır.
Liberal ekonomide yapay zekâ, şirketlerin üretimi hızlandırmasını ve rekabet gücünü artırmasını sağlar. Buna karşılık gelişmiş yapay zekâ sistemlerinin büyük miktarda veri, enerji, çip, teknik uzmanlık ve yatırım gerektirmesi önemli bir güç yoğunlaşması yaratabilir. Bu kaynaklara yalnızca büyük şirketlerin ulaşabilmesi, serbest rekabeti geliştirmek yerine piyasanın birkaç teknoloji ve finans kuruluşunun kontrolüne girmesine neden olabilir.
Sanayi çağında temel üretim araçları fabrika ve makinelerdi. Yapay zekâ çağında ise veri, algoritma, çip, enerji ve bilgi işlem gücü de üretim aracına dönüşmektedir. İnsan emeği zamanla sınırlıyken yapay zekâ aynı anda milyonlarca işlem gerçekleştirebilir. Bu durum sermaye sahibine işçi karşısında daha önce görülmemiş bir ölçek avantajı kazandırmaktadır.
Kapitalizm yenilik ve üretim konusunda güçlüdür; fakat oluşan serveti kendiliğinden adaletli dağıtmaz. Bir şirket aynı işi yapay zekâ sayesinde daha az çalışanla yaptığında sağlanan verimlilik kazancı otomatik olarak ücretlere aktarılmaz. Genellikle şirketin maliyetleri düşer, kârı yükselir ve oluşan değer şirket sahipleriyle yatırımcılara gider. Böylece ekonomi büyürken emeğin millî gelirden aldığı pay azalabilir.
Yapay zekâ üretim, lojistik, bakım ve stok yönetimi maliyetlerini düşürerek enflasyonu yavaşlatabilir. Ancak maliyetlerin düşmesi fiyatların da düşeceği anlamına gelmez. Rekabetin zayıf olduğu piyasalarda şirketler bu avantajı tüketiciye yansıtmak yerine kârlarını artırabilir. Ayrıca artan çip, elektrik ve veri merkezi ihtiyacı enerji ve altyapı maliyetleri üzerinde yeni baskılar oluşturabilir.
Bu dönüşümden en fazla; yapay zekâ şirketleri, yatırımcılar, çip üreticileri, enerji şirketleri, veri merkezi işletmecileri ve büyük veri kaynaklarına sahip kuruluşlar yararlanacaktır. Teknolojiyi doğru kullanan küçük girişimciler ve uzmanlar da daha az kaynakla daha fazla üretim yapabilir. Fakat küçük girişimci için özgürleşme anlamına gelen aynı teknoloji, o işi maaş karşılığında yapan çalışan için işsizlik tehdidine dönüşebilir.
En büyük baskıyı veri girişi, standart raporlama, basit muhasebe, müşteri hizmetleri, çeviri ve rutin belge hazırlama gibi tekrarlanan işleri yapan çalışanlar hissedecektir. Yapay zekâ bu meslekleri tamamen ortadan kaldırmasa bile çalışan ihtiyacını azaltabilir, ücretleri baskılayabilir ve işçilerin pazarlık gücünü zayıflatabilir. Üstelik bu kez yalnızca bedensel emek değil, eğitimli beyaz yakalıların zihinsel emeği de otomasyon tehdidiyle karşı karşıyadır.
Fiziksel müdahale, insan güveni, kriz yönetimi ve hukuki sorumluluk gerektiren meslekler değişimden daha az etkilenecektir. Ancak hiçbir meslek tamamen korunmuş değildir. Gelecekte temel ayrım insan ile makine arasında değil, yapay zekâyı yönetenlerle onun tarafından yönetilenler arasında oluşacaktır.
Sonuç olarak yapay zekâ tek başına sermayenin veya işçi sınıfının tarafında değildir. Fakat teknolojiye sahip olma ve karar verme gücü sermayenin elinde kaldığı sürece, ortaya çıkan kazancın büyük bölümü de sermaye sahiplerine gidecektir. Verimlilik artışı ücretlere, daha kısa çalışma sürelerine ve daha ucuz hizmetlere dönüştürülmezse yapay zekâ ekonomik eşitsizliği derinleştirecektir.
Yapay zekâ çağının temel mücadelesi insan ile makine arasında değil, makinelerin ürettiği servetin kimler arasında paylaşılacağı konusunda yaşanacaktır. Geleceğin daha adil veya daha eşitsiz olmasını teknolojinin gücü değil, bu gücün kimin elinde bulunduğu belirleyecektir.
Yorum bırakın