Yaşım 36. Bir zamanlar 18’im vardı. Hızla geçip gitti, ne olduğunu anlamadan. Şimdi ise yıllar önümde bir labirent gibi. Her adımda bir çıkış arıyorum ama hep aynı duvarlar. Bir adım attım, bir adım daha attım, ama hâlâ aynı noktadayım. Sıkışmışım. Ne geri gidebiliyorum ne de ileri. Her yönümde bir engel var, her yönümde bir boşluk, ama her şeyim daralmış.
İlk yarı bir hayaldi. Gençlik, umutlar, büyük planlar. Ne kadar hızla geçti, fark etmedim. Ama şimdi, 36 yaşımda, ikinci yarı çok başka. Zamanla kaybolan bir şey var. Belki de ben kayboldum. Her şeyin arkasında bir boşluk, bir eksiklik. Bir hayal kırıklığı, bir tükenmişlik var içimde.
Zaman bir gölge gibi, yavaşça siliniyor. Sanki o eski ben, yılların içinde kaybolmuş. Şimdi sadece bir gövde kaldı geriye, bir beden ama ruhu kaybolmuş. Bütün bu yıllar, bir anda “bugün” gibi hissediyor. Dün yok, yarın yok. Sadece sıkışmış bir an var. Bir çıkış, bir yol yok.
Hangi yönü seçsem, hep aynı çıkmaz sokağa takılıyorum. Olanaksızlıklar içinde, umutlarım tükeniyor. Mutluluk ve mutsuzluk arasındaki ince çizgide kaybolmuşum. Birinde fazla kaldım, diğerinde ise bir adım bile atamadım. Ne olacağını bilmiyorum, çünkü nereye gittiğimi de bilmiyorum.
Yaşım 36. Bir 36 daha var mı, bunu bile bilmiyorum. Belki de bu bir ilk ve son 36’dır. Bir boşluk var içimde, büyüyor, her geçen gün daha da derinleşiyor. Ve ben, o boşluk içinde sıkışmışken, hala bir şeylerin değişmesini bekliyorum. Ama değişen hiçbir şey yok. Sadece zaman geçiyor ve ben, her geçen gün biraz daha daralıyorum.
Yorum bırakın