Dünyanın yükünü sırtımızda taşıyoruz. Tonlarca ağırlıkla yola çıkan gemiler gibi, biz de ruhumuzda istiflenmiş anılarla, kapanmayan yaralarla, bitmeyen kavgalarla yol alıyoruz. Yalnızca taşınan yükler mi var bu dünyada? Hayır, taşınan hayatlar da var. Biz de birbirimizi taşıyoruz farkında olmadan—ya da farkında olup inkâr ederek.
Hırpalanan gönüllerimiz, dökülen paslı demir tozları gibi ruhumuza siniyor. Zaman, deniz suyunun çeliği kemirmesi gibi içimizi aşındırıyor. Bitmek bilmeyen kavgalar, içimizde yankılanan çatışmalar, susturamadığımız düşünceler… Uykusuz gecelerde, kendi zihnimizle giriştiğimiz tartışmaların kazananı yok. İçimizde kopan fırtınalar hangi rotayı izlesek de dinmiyor. Çünkü belki de sükûnetin kendisi bir yanılsama.
Kaybettiğimiz savaşların sayısını unuttuk. Zaten kazandığımız savaşlar da bir süre sonra unutulmuyor mu? Tarih kazananların yazdığı bir anlatıysa, hayat da kendimizi kandırdığımız bir masal değil mi? Kendi doğrularımıza tutunarak savaşıyoruz, ama ya tüm doğrular sadece yanılsamaysa? O zaman mücadelemiz de beyhude değil mi?
Hayatın anlamsızlığı bir çapa gibi aşağı çekiyor bizi. Her şeyin bir anlamı olması gerektiğine inanmaya mecbur bırakılmış gibiyiz. Oysa anlam arayışı, belki de kendi kendimize attığımız en büyük düğüm. Anlamı bulamayız, onu yaratırız. Ama yarattığımız her anlam, bir gün anlamsızlığa dönüşmeye mahkûm.
Halsizlik en ağır yük. Boşluk, belki de taşıdığımız en görünmez ağırlık. Var olmanın kendisi bile yük değil mi? Can evimizde bir telaş var ama neden? Telaşın kendisi bile cevapsız soruların yarattığı bir illüzyon belki. Depresif bir girdapta sürüklenirken sorguluyoruz: Eğer her şeyin bir sonu varsa, neden çabalıyoruz? Eğer çabalamazsak, neden varız?
Belki de asıl mesele batışımızla barışmak. Belki de asıl özgürlük, çırpınmayı bırakmak. Nietzsche’nin dediği gibi, uçuruma uzun süre bakarsak, uçurum da bize bakar. O uçurum, içimizde taşıdığımız yüklerin toplamı değil mi? Eğer onu kabullenebilirsek, belki de uçurumun kenarında durmak yerine, kendi kanatlarımızı yaratabiliriz.
Ya da belki, tüm bunlar sadece bir yanılsama… Ve bizler, yükümüzü sırtımızda taşıyan yorgun gemiler gibi, dalgaların arasında nereye gittiğimizi bilmeden sürüklenmeye devam edeceğiz…
Yorum bırakın