House of Cards ve Algı Siyaseti

Herkes diziyi, hiç değilse şu aşağıdaki repliği 1-2 kez muhakkak izlemiştir,

Ne diyordu Franklin abimiz;

“Oh, don’t deny it. You’ve loved it. You don’t actually need me to stand for anything. You just need me to stand. To be the strong man. The man of action. My God, you’re addicted to action and slogans. It doesn’t matter what I say. It doesn’t matter what I do. Just as long as I’m doing something, you’re happy to be along for the ride. And frankly, I don’t blame you. With all the foolishness and indecision in your lives, why not a man like me? I don’t apologize. In the end, I don’t care whether you love me or you hate me, just as long as I win. The deck is stacked. The rules are rigged. Welcome to the death of the Age of Reason. There is no right or wrong. Not anymore. There’s only being in, and then being out.”  

O zaman bize de bu konu hakkında 1-2 kelime karalama fırsatı doğar;

Gerçeğin Ölümü ve Algının Hakikati

Tarih boyunca insanlık, akıl ve mantığın rehberliğinde ilerlediğine inandı. Aydınlanma Çağı’nın mirası, bireyin özgür düşüncesine, rasyonel tartışmaya ve hukukun üstünlüğüne dayalı bir dünya tasavvur etti. Ancak, şimdi geldiğimiz noktada bu büyük idealin yavaş yavaş çözüldüğüne tanık oluyoruz. Gerçek, yerini algıya bıraktı. Hukuk, güçlülerin elinde bir araca dönüştü. Toplum artık hakikati değil, en yüksek sesi ödüllendiriyor.

Günümüz dünyasına bakın: Sosyal medyanın ve kitle iletişim araçlarının gücü, gerçekliğin kendisinden daha büyük bir gerçeklik yarattı. İnsanlar artık doğrulara değil, duymak istediklerine inanıyor. Amerika’da Trump örneği, bunun en büyük kanıtı. 2020 seçimlerinden sonra sistematik olarak yayılan “seçim hilesi” söylemi, kanıtlanmamış olmasına rağmen milyonlarca insanın gerçekliği algılayışını değiştirdi. Türkiye’de de benzer bir durum var. Ekonomik kriz, enflasyon, yolsuzluk skandalları ortadayken bile, siyasi iktidar algıyı yöneterek gerçeği eğip bükebiliyor. Bir gün “Ekonomi tıkırında” deniyor, ertesi gün soğan ve ekmek fiyatları üç katına çıkıyor. Ama mesele şu ki, gerçeği kontrol edemiyorsan, gerçeğin algısını yönetirsin. Ve yönetilen algılar, kitleleri gerçeklerden daha çok etkiler.

Güç, Ahlakı Alt Ederken

İnsan, belirsizlikten nefret eder. Kaosun içinde bir düzen, zayıflığın içinde bir güç figürü, karmaşanın içinde net bir yön arar. İşte bu yüzden tarih, tek bir kişiye mutlak güç bahşeden tiranların yükselişine defalarca sahne olmuştur. Çünkü kitleler, ideallere değil, eylemlere bağımlıdır. Onlar için önemli olan, söylenenin doğruluğu değil, etkileyiciliğidir. Güçlü bir ses, rasyonel bir argümandan daha fazla ikna edicidir. Sert bir yumruk, adaletin sağladığı güven duygusundan daha tesirlidir.

Siyaset artık bir ideoloji değil, bir gösteri sanatıdır. Liderler inanç satmaz, umut vaat etmez; aksine, korku pazarlar ve öfkeyi örgütler. Halk artık bir fikre değil, bir figüre bağlanır. Çünkü figürler insana, fikirlerden daha fazla güven verir. Gerçekler karmaşıktır, ama bir liderin verdiği slogan nettir. Bunun adı, siyasal sadakatin akla üstün gelmesidir.

Bu düzenin kurbanları da destekçileri de aynı kişilerden oluşur. Kuralların manipüle edildiğini bilirler, ama yine de oyunun içinde kalmayı seçerler. Çünkü tek gerçek kural, kazananın her zaman haklı olduğudur. O halde, ahlak nedir? Hukuk nedir? Bunlar, artık sadece birer dekor. Önemli olan, güç sahibi olmak ya da olmamaktır. Gerçek, kazananın kaleminde yazılır.

Türkiye’de muhalefetin dağınıklığı ve iktidarın konsolide ettiği güç tam da bu durumun bir yansımasıdır. Güçlü olanın sözleri, doğruluğundan bağımsız olarak, daha inandırıcı hale gelir. 2023 seçimlerinde halkın büyük bir kesimi enflasyon, işsizlik, eğitim ve adalet sisteminin çökmesine rağmen, “istikrar” söylemine inandı. İstikrarın ne olduğu ya da neye hizmet ettiği önemli değildi; önemli olan, güçlü bir lider figürünün varlığıydı.

Ya Oyun İçinde Kalacağız ya da Oyunu Bozacağız

Burası, haklıların değil, güçlülerin dünyasıdır. Burada adalet, yalnızca bir retorikten ibarettir. İnsanlık belki de hiçbir zaman mutlak doğrularla yönetilmedi, ama artık mutlak bir gerçekliğe de sahip değil. Doğru ve yanlış, adil ve adaletsiz, ahlaklı ve ahlaksız gibi kavramlar, yalnızca kazananların belirlediği çerçevede anlam kazanıyor.

Şimdi, bu yeni dünyada bir seçim yapmalıyız. Ya sessiz kalıp oyunun kurallarına göre oynayacağız ya da baştan yazacağız. Ama unutulmaması gereken tek şey şu: Oyun zaten başlamış durumda ve dışarıda kalmak, kaybetmek anlamına geliyor.

Bugün dünya siyasetine bakıldığında, en çok ses çıkaranların kazandığı bir dönemden geçtiğimiz çok açık. Demokrasinin sadece sandıktan ibaret olduğu bir düzene doğru hızla sürükleniyoruz. Ama unutulmamalıdır ki, gerçeklik bir süreliğine ertelenebilir, fakat sonsuza kadar bastırılamaz.

Her şey değişebilir. Ancak bu değişim, sessizlikle değil, cesaretle başlar.

Yorum bırakın