Bu Ülkede Bir Şey Olmak Zorundasın

Türkiye’de doğmak, sadece bir coğrafyada gözlerini açmak değildir; aynı zamanda kimliğin, fikrin, aidiyetin üzerinden sürekli sınava tabi tutulmaktır. Bu topraklarda apolitik olamazsın mesela. “Ben siyasetten anlamam” desen bile, hangi şarkıyı dinlediğin, hangi dili konuştuğun, hangi tatili kutladığın üzerinden bir yerlere yazılırsın. Ya bir tarafındasındır ya da ötekinin hanesine eksi puan olarak düşmüşsündür.

Türkiye coğrafyası sadece dağlarla, ovalarla sınırlı değildir; kimliklerin, ideolojilerin, kalıpların ve önyargıların kuşattığı bir zihin haritasıdır aynı zamanda. Burada laiklik sadece bir ilke değildir; kimi gözlerde dinsizliktir. Dini savunursun, bu kez laiklik düşmanı ilan edilirsin. Ortası yoktur. Gri alanlara tahammül, fikir çeşitliliğine hoşgörü yoktur bu memlekette.

Kemalistsen “statükocu” olursun, değilsen “vatan haini” ilan edilmen an meselesidir. Türkçülükten bahsedersen ırkçılıkla yaftalanırsın, Kürt kimliğini savunursan “bölücü” olursun. Herkesin eşit haklara sahip olduğu bir ülke hayal edersen, “bu devirde fazla demokrat” ya da “romantik idealist” olarak küçümsenirsin.

Bir de “apolitikim” diyenler vardır. Onlar genellikle sistemin sessiz destekçileridir. Sessizlik çoğu zaman onaylamaktır çünkü. Apolitiklik burada bir duruş değil, olan bitene göz yummanın, eleştirmemenin, ses çıkarmamanın adıdır. Taraf olmamak bir lüks değil, çoğu zaman potansiyel bir suçtur. Hatta sen susarken, başkaları senin adına konuşur, karar verir, sana taraf seçtirir.

Bu ülkede eleştirmek istersin ama hemen “Sen kimsin?” sorusuyla karşılaşırsın. Düşüncen değil, kimliğin sorgulanır. Ne söylediğin değil, kim olduğun önemlidir. Çünkü burada fikir değil, aidiyet değerlidir. Kimliğin fikrinin önüne geçer; rengine, mezhebine, kökenine, soyadına bakılır. Ortada kalmak ise en tehlikeli pozisyondur. Çünkü ortada kalan herkesin hedefidir.

Ama belki de en büyük devrim, hiçbir kutuya girmeden, hakikatin izini sürmekte saklıdır. Ne Türkçü, ne Kürt milliyetçisi, ne apolitik, ne de körü körüne bir taraf olmak… Düşünen insan olabilmek, eleştirel aklı diri tutmak, hem geçmişi hem bugünü sorgulamak… Belki de bu ülkede en çok korkulan şey tam olarak budur: Düşünen insan.

Ziya Gökalp der ki:

“Millet, dil ve kültür birliğidir.”

Ama biz, o birliği çoktan unuttuk. Kimin hangi dili konuştuğu, hangi müziği dinlediği bile tartışma sebebi artık.

Ve en sonunda dönüp Atatürk’ün şu sözüne geliyoruz:

“Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştirmek…”

İşte o nesillerden korkuluyor belki de en çok. Çünkü onlar hiçbir kalıba sığmaz.

Ve bu ülkede, sığmayan her şey tehlikelidir.

Çünkü düşünen biriysen, kimsenin safında yürümezsin.

Ve bu ülkede, kimsenin safında yürümüyorsan…

Herkesin düşmanısındır.

Yorum bırakın