Kulluğun Unutulan Yüzü: Laiklik, Din ve Haddini Bilmezlik

Laiklik, çoğu zaman bilinçli bir şekilde saptırılan, içi boşaltılan, hatta düşman ilan edilen bir kavram. Oysa özü basit ve nettir: Allah’ın kula soracağı soruları kula sormamaktır. Yani inancın, ibadetin, niyetin, kalpteki bağlılığın muhasebesini yalnızca Allah’a bırakmaktır. Hiçbir beşer, başka bir beşerin imanını tartma yetkisine sahip değildir. Laiklik bu sınırı hatırlatır, bu haddi çizer. Ama ne yazık ki, bu sınır artık bilinçli bir şekilde çiğneniyor.

Ne zaman ki biri çıkıp da bir başkasına “Sen gerçekten inanıyor musun?”, “Namaz kılıyor musun?”, “Orucu tam tutuyor musun?” gibi sorular soruyorsa; o kişi artık Allah’ın yetkisini üzerine almış, kendi kulluğunu unutup Tanrıcılık oynamaya başlamıştır. O kişi, kul olmaktan çıkmış; hüküm vermeye, yargılamaya, mahkûm etmeye yeltenmiştir. Ve bu, en büyük ahlaki sapmadır. Çünkü Allah adına konuşmak, Allah adına karar vermek, Allah adına ceza kesmek; sadece kendini değil, dini de kirletir.

Oysa laiklik tam da bu çizgiyi çeker. Der ki: Sen, kul olarak kendi sınırını bil. Senin kulluğun, başkasının inancını sorgulamakla değil, kendi vicdanının terazisini doğru tutmakladır. Din, baskılayarak değil; özgürlük ortamında anlam kazanır. İnanç, ancak özgür bir irade ile kıymetlidir. Aksi, yalnızca şekildir; içi boş, ruhsuz, zahiri bir taklittir.

Laiklik, dine karşı olmak değildir. Tam aksine, dinin içtenliğini, saflığını, samimiyetini korumaktır. Zorla, baskıyla, yargılayarak yapılan bir inanç eyleminin Allah katında ne değeri vardır? Gerçek kulluk gönüllülükle olur; korkuyla, zorla, toplumsal linçle değil. Bugün dindarlık kisvesi altında kurulan iktidarlar, insanların ruhuna değil, görünüşüne hükmetmekle meşguldür. Dindar değil; dindar görünümlü tahakküm mekanizmalarıdır bunlar. Dine hizmet etmezler; dini kendi çıkarları için ezer, evirir, dönüştürürler.

İnsanlar birbirlerine Allah adına soru soracaklarına, birbirlerinin gerçek ihtiyaçlarını sorsalar daha doğru olur:

Aç mısın? Tok musun? Ne yer, ne içersin? Evladın hasta mı? Borcun var mı? Umudun kaldı mı?

Asıl kardeşlik budur. Asıl dindarlık budur. Çünkü din, merhamettir. Din, paylaşmaktır. Din, yük almaktır, yük olmak değil. Ama bugün dinin adıyla kurulan yapılar, insanlara omuz değil, yük olmaktadır.

Bugün ise laiklik, bazı çevrelerce sanki dine düşmanmış gibi gösteriliyor. Oysa laiklik, dini kamçılayanların, dini sopaya çevirenlerin, dini ticarete dökenlerin önüne bir set çeker. Laiklik, dinin tüccarlarına karşı dinin hakkını savunur. Birinin diğerine “Ben senden daha Müslümanım” demesini engeller. Çünkü bu cümlede kibir vardır, hüküm verme vardır, Allah’ın yerine geçme vardır. Ve en büyük günahlardan biri de budur: Kendini Allah katında görmek.

Unuttukları bir şey var: Hepimiz kuluz.

Ve kulun kula düşeni, Allah’ın hükmünü üstlenmek değil; yanında olmaktır, paylaşmaktır, anlamaktır.

Ama kibir, o kadar büyümüş, o kadar kök salmıştır ki; artık insanlar kullukta bile yarışmakta, başkasının inancına bıçak gibi saplanmaktadır.

Laiklik, işte bu yüzden yalnızca siyasal değil; ahlaki bir zorunluluktur. Çünkü kul, ancak haddini bildiği sürece kul kalabilir.

Yorum bırakın