Görmek İçin Körleşmek-José Saramago’nun İki Uyarısı”

“İnsanlar gözleri olduğu halde göremezler.”

José Saramago’nun Körlük ve Görmek adlı romanları, insanlık durumuna yöneltilmiş birer çığlıktır. Biri gözlerini kaybeden bir toplumun çöküşünü, diğeri ise gözlerini açan bir toplumun bastırılışını anlatır. Biri cehaletin dehşetini, diğeri farkındalığın cezalandırılışını betimler. Bu iki roman, modern uygarlığın üzerine titizlikle kurulmuş olan ahlaki ve politik yapıların ne kadar kırılgan olduğunu gözler önüne serer.

Körlük: Görmeyen İnsanlık ve Medeniyetin Maskesi

Körlük romanında ani ve açıklanamayan bir körlük salgını patlak verir. Salgın hızla yayılır, ancak bu “körlük” karanlık değil, beyaz bir ışık olarak tarif edilir. Gözler fiziksel olarak bozulmaz; fakat anlam bozulur. Bu ayrıntı önemlidir: Saramago, burada yalnızca görme duyusunun kaybını değil, anlamın yitirilmesini simgeler. İnsanlar neye baktıklarını bilmez hale gelirler. Görsel dünyadan soyutlanmış birey, içgüdülerine, korkularına ve açgözlülüğüne mahkûm olur.

Karantinaya alınan bireyler kısa sürede barbarlaşır. Tuvaletler taşar, insanlar birbirine saldırır, kadınlar bedenlerini pazarlık unsuru yapar. Devlet otoritesi çöker. Burada Saramago’nun net mesajı şudur: İnsan, uygarlık maskesi düştüğünde, karanlığın ta kendisidir.

Romanın merkezinde kalan görmeyenler arasında yalnızca bir kişi – doktorun karısı – kör olmamıştır. Onun bu “görebilme” hali, bir kurtuluş değil, bir lanettir: Gerçeğe tanıklık etmenin ağırlığı. İnsanlar arasında insan kalabilmenin sorumluluğunu o taşır. Onun gözünden, sadece bedenlerin değil, ruhların da körleştiği bir dünya anlatılır.

Görmek: Aydınlanmanın Bastırılışı

Körlük’ten dört yıl sonra yazılan Görmek, aynı şehirde geçer. Bu kez bir salgın değil, bir seçim olur. Seçimde halkın büyük çoğunluğu boş oy kullanır. Ne iktidar ne muhalefet… İnsanlar hiçbirine güvenmez. Bu sessiz protesto, yönetenleri dehşete düşürür. Seçim yenilenir; sonuç değişmez. Devlet halkı “görmeye” başladığı için cezalandırır. İşte bu noktada Saramago, körlükten kurtuluşun da bedeli olabileceğini gösterir.

Burada artık kör olan halk değil, devlettir. Kendi halkını anlamayan, sorgulamayan, korkan ve bastıran bir devlet. Anlam, bu kez yöneticiler için kaybolur. Onlar artık halkı göremeyenlerdir. Sivil direniş, şiddetsiz ve kitlesel bir bilinç olarak ortaya çıkar. Devletin bu direnişi anlamakta başarısız olması, onun meşruiyetini yok eder.

Alegorik Derinlik: Körlük ve Görmek Arasındaki Felsefi Hat

Her iki roman, bir etik çöküşün ve arayışın alegorisidir.

• Körlük, bilmeden yaşamak, sorgulamadan uyum sağlamak, şiddetin sıradanlaştığı bir toplumdur.

• Görmek, bilerek direnmek, kendi vicdanına sadık kalmak, devlet baskısına karşı bilinçli suskunluktur.

Saramago’nun mesajı şudur: Cehalet bir felakettir, ama farkındalık da cesaret ister. Körlük insanı aşağı çeker; görmek ise ona sorumluluk yükler. Bu nedenle, körlerin dünyasında görmenin yükü ağırdır. Gören kişi yalnızlaşır, dışlanır, bastırılır.

Günümüze Yansıması: Modern Körlük

Bugünün toplumlarına bakıldığında, Saramago’nun uyarıları daha anlamlı hale gelir. Algılar medya tarafından yönlendirilir, seçimler şekilsel bir ritüele indirgenir, insanlık dijital bir kalabalık içinde yalnızlaşır. Görüyor gibi yaparız, ama gerçekte seçmeyi ve sorgulamayı unutmuşuzdur. Kör değiliz, ama körleşmişizdir.

Körlükten Görmeye Giden Yolda İnsan Olmak

Körlük insanın düşüşüdür. Görmek ise ayağa kalkışıdır. Ama bu kalkış, görmenin kendi başına bir kurtuluş olmadığını da gösterir. Gören, aynı zamanda mücadele edendir. Anlam, sorumluluğu çağırır.

Saramago bu iki romanla şunu söyler:

Gerçek felaket gözünü kaybetmek değil, görüp de hiçbir şey yapmamaktır.

Yorum bırakın