Bir Umut Mesafesi


Gemide günler birbirine benzer… Aynı saatler, aynı vardiyalar, aynı denizler… Ama bazen bir insan çıkar karşına; uzak bir coğrafyadan, bambaşka bir geçmişten gelen biri. Ve anlarsın ki; aslında aynı yoldasınız.
Geçen gün, bir arkadaşla sohbet ettim. O, Nepal’den.O, meşhur Everest’e yakın. Gemimizde güvenliğimizden sorumlu; sessiz, sakin bir adam. Önceleri sadece selamlaşıyorduk, birbirimizi anladığımızı bile düşünmezdim. Ama kelimeler döküldükçe, aramızda bir köprü kuruldu.
Kendi hikâyesini anlatmaya başladı. Üç çocuğu varmış. En büyüğü 18 yaşında, en küçüğü daha 7… Bir zamanlar Nepal ordusunda görev yapmış ama ülkedeki politik ve ekonomik şartlara daha fazla dayanamayınca, ailesine bakabilmek için çareyi ülke dışında çalışmakta bulmuş. Şimdi binlerce kilometre uzakta, bizimle aynı denizlerde, aynı gökyüzüne bakarak hayalini kuruyor: “Bir gün eşimle dünyayı gezmek istiyorum” dedi. “Çocuklarım büyüsün, sonra biz yola çıkarız.”
O an düşündüm… Biz aslında ne kadar benziyoruz. O da ailesinden uzakta, ben de. O da çocuklarına kavuşacağı günü sayıyor, ben de. Tek fark, konuştuğumuz dilin adı. Ama söylediklerimizin kalpte uyandırdığı yankı aynı.
Biraz sustuk. Bu defa kelimelere gerek kalmadan anlaşabiliyorduk. Gözlerinde bir umut vardı. Ertelenmiş ama öldürülmemiş bir hayalin parıltısı. Ve bana dedi ki:
“Hiçbir şey için geç değil. O gün geldiğinde, o fırsatı kaçırmayacağım.”
Bu cümle içime kazındı. Belki kendime de söyledim yıllar önce. Belki de unuttum, o yeniden hatırlattı.
Denizde mesafe sadece mil değildir. Bazen umutla arasındaki mesafedir insanın. Ve bazen, en uzak sandığın insan, sana en yakın duyguları taşıyandır.
O gün şunu bir kez daha anladım: Hepimiz aynı gemideyiz. Belki farklı görevlerdeyiz, farklı ülkelerdeniz ama aynı hayallerle yaşayıp aynı özlemlerle uyanıyoruz.
Ve belki de dünya, bütün bu mesafelere rağmen hâlâ yaşanmaya değer bir yer, tam da bu yüzden devam etmeliyiz.
O gece köprü üstüne çıktım. Rüzgâr hafifti ama üzerimdeki duyguların ağırlığını hafifletmeye yetmedi. Başımı göğe kaldırdım. Yıldızlar yerli yerindeydi. Oysa bizler, yıldızlar kadar sabit değiliz. Daima bir şeyin peşindeyiz: ekmek, huzur, anlam… bazen sadece sevilmek ya da güven.
Ben o adamın gözlerinde yorgunluğu değil, sabrı gördüm. Yorulan ama yılmayan bir kalbi… Bir ülkenin ağırlığını sırtında taşırken bile ses etmeyen bir adamı. Ve düşündüm: Belki hepimiz biraz fazla sessiziz. Ama sessizliğimiz, kabullenmişliğimiz değil. Belki bu, içimizdeki fırtınaları bastırmanın tek yolu.
Sohbetimizden sonra kendi içime doğru bir yolculuğa çıktım. Biz denizciler, hep dışarılardayız ama çoğu zaman kendi içimizden geçemeyiz. Başka hikâyelere tanık olunca, kendi sessizliğimiz daha çok konuşur. İçimde bir şeyler kıpırdadı. Ertelenmiş hayallerim, çocukluğumda kurduğum o büyük, saf düşler bir bir su yüzüne çıktı. Ben de bir gün demiştim: “Her şey yoluna girince ben de…”
Ama sonra gemiler büyüdü, görevler arttı, limanlar değişti… ve o cümle hep yarım kaldı.
Şimdi anlıyorum. Asıl mesele yoluna girmesi değil hayatın. Asıl mesele, tüm o karmaşanın ortasında hâlâ düş kurabiliyor olmak. Tıpkı Nepalli dostum gibi.
Çünkü umut, bazen karaya ulaşmaktan daha değerli bir seyirdir.
Ve belki de en güzeli…
Bir sabah o adamla sohbet ederken, aniden gülümsedi ve dedi ki:
“Kaptan, belki bir gün, sence hayallerime kavuşabilecek miyim? ‘’
O an yutkundum. Çünkü söz vermek kolaydır ama insan, kendi hayatının dahi garantisini veremez. Ama yine de söyledim:
“Elbette… Bir gün , sen umudunu kesme yeter..’’
Gülümsedi. Ben de. O an, iki insan değil, iki baba konuştuk. İki umut taşıyıcısı…İki Adam..
Zaman geçiyor. Limanlar değişiyor. Gemi yük alıyor, boşaltıyor, bizler gelip geçiyoruz. Ama bazı insanlar ve bazı sohbetler, içimizde yük değil, iz bırakıyor. Hafif ama derin.
Nepalli arkadaşım hâlâ her sabah erken kalkıyor görevi gereği. Kahvesini içer. Görevine sadık. Sessiz ama dikkatli. Ama ben artık onu sadece bir “güvenlik görevlisi” olarak görmüyorum.
O, aynı zamanda bir baba…
Bir eş…
Ve hayalini ertelememiş bir adam.
Ve ben…
Ben artık ona her baktığımda şöyle diyorum..

“Hiçbir şey için geç değil.”

Yorum bırakın