Türkiye Bağlamında Demokrasi Masalı Bölüm 2/3 – Türkiye’de Demokrasi: Bir İllüzyonun Anatomisi

Demokrasi, modern siyasal sistemlerin meşruiyet kaynağıdır. Ancak demokrasi sadece seçimlerden ibaret değildir. Siyasal özgürlükler, hukuk devleti, güçler ayrılığı ve ifade özgürlüğü gibi temel unsurlar demokrasi kavramının olmazsa olmaz bileşenleridir. Türkiye örneğinde ise demokrasi, bu unsurların büyük ölçüde aşındığı, halkın iradesinin gösterişten ibaret kaldığı bir rejim pratiğine dönüşmüştür.

Bu çalışmada, Türkiye’de demokrasi adı altında kurulan sistemin bir illüzyondan ibaret olduğu iddia edilmekte; tarihsel süreç, yapısal sorunlar ve güncel pratikler üzerinden bu sav temellendirilmektedir.

Tarihsel Arka Plan: Demokrasi Masalı

Türkiye Cumhuriyeti 1923 yılında kurulduğunda hedef, halk egemenliğine dayalı bir rejim yaratmaktı. 1946 yılında çok partili hayata geçiş bir demokrasi vaadi taşısa da süreç hiçbir zaman tam anlamıyla halk iradesinin tecelli ettiği bir düzen yaratamamıştır. 1960, 1971, 1980 ve 1997 yıllarında yaşanan müdahaleler (Cizre, 2003), halk iradesinin askeri ya da bürokratik vesayet altında ezildiğinin somut göstergeleri olmuştur.

1982 Anayasası ile şekillenen yeni düzen, görünürde sivilleşmiş olsa da bünyesinde özgürlükleri sınırlandıran pek çok maddeyi barındırmış; devletin bekası bireysel hakların önüne geçirilmiştir. Bu, Türkiye demokrasisinin kuruluşundan itibaren taşıdığı yapısal bir zaaf olarak günümüze dek devam etmiştir.

Seçim Sandığı: Bir Meşruiyet İllüzyonu

Demokrasi, seçimlerin varlığı ile ölçülmemelidir. Türkiye’de seçimler düzenli aralıklarla yapılmakta, ancak eşit koşullarda bir siyasal yarıştan söz etmek mümkün olmamaktadır. Freedom House’un 2024 raporuna göre Türkiye, “Özgür Olmayan” ülkeler kategorisinde yer almakta (Freedom House, 2024).

Medya üzerindeki ağır denetim, muhalif seslerin sistematik olarak bastırılması, yargı bağımsızlığının zedelenmesi (Venice Commission, 2017) seçimlerin adil ve şeffaf bir ortamda gerçekleşmediğini göstermektedir. Oy verme hakkı vardır, ancak seçme hakkı özgür değildir; çünkü seçmen bilgilenme, alternatif görüşlere ulaşma ve baskıdan arınmış bir şekilde tercihte bulunma imkanından mahrumdur.

Özgürlükler: Çizilmiş Sınırların İçinde

İfade özgürlüğü, demokratik bir toplumun temel taşıdır. Türkiye’de ise özellikle 2016 sonrası dönemde ifade özgürlüğü büyük bir darbe almıştır. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti verilerine göre, 2024 itibariyle 42 gazeteci cezaevindedir (TGC, 2024). Basın ve internet üzerindeki denetimler, hükümetin eleştirilmesine karşı düşük tolerans göstermesi, özgürlükleri fiilen ortadan kaldırmıştır.

Üniversiteler, bir zamanlar özgür düşüncenin kalesi iken bugün siyasi kadrolaşmanın ve baskının merkezlerine dönüşmüştür. 2016 sonrası çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK’lar) ile binlerce akademisyen ihraç edilmiş (Amnesty International, 2017), akademik özgürlük ağır bir şekilde tahrip edilmiştir.

Teokrasiye Giden Yol: Dinin Araçsallaştırılması

Laik Cumhuriyet ideali, bugün siyasal bir manipülasyon aracına dönüşmüştür. Din, siyasal alanın bir parçası haline getirilmiş, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bütçesi 2024 yılında Milli Eğitim Bakanlığı bütçesini aşmıştır (TBMM Bütçe Komisyonu, 2024). Siyasal iktidar, dini değerleri kullanarak kendi tabanını konsolide etmekte, dini muhalefeti de etkisizleştirmektedir.

Bu durum, sadece laikliğin aşındırılması değil, aynı zamanda demokrasinin temel ilkelerinden olan bireysel özgürlüklerin de çiğnenmesi anlamına gelmektedir.

Demokrasi Değil, İllüzyon

Türkiye’de demokrasi görünürde vardır; ancak içerikte bir demokrasi değildir. Seçimler, özgürlükler, hukuk devleti, güçler ayrılığı ve laiklik gibi temel demokratik değerler sistematik olarak aşındırılmıştır. Halk, sandığa gitmekle özgür olduğunu sanmakta; oysa sadece çizilmiş sınırlar içinde hareket etmektedir.

Demokrasi, yalnızca şekil şartlarına indirgenmiş; içerikten yoksun bir gösteriye dönüşmüştür. Bugün Türkiye’de yaşanan, halk iradesinin tecellisi değil, kontrollü bir katılım düzenidir.

Türkiye’nin gerçek anlamda demokratik bir yapıya kavuşabilmesi için; ifade özgürlüğünün tam anlamıyla tesis edilmesi, yargı bağımsızlığının sağlanması, din-siyaset ilişkisinin sınırlandırılması ve seçimlerin adil ve şeffaf ortamda yapılması zorunludur.

Aksi halde, demokrasi adı altında süren bu illüzyon, halkı daha da derin bir sessizliğe ve umutsuzluğa sürüklemeye devam edecektir.

Yorum bırakın