Zamanla Yaralı İnsan
Bazı anlar vardır, bir şarkı çalar, bir koku gelir burnumuza ya da eski bir dostun adı geçer bir sohbette… İşte o an, şimdi dediğimiz zaman çatlar ve içinden bir gölge sızar: geçmiş.
İnsan, garip bir varlıktır. Zamanı üçe ayırır: geçmiş, şimdi ve gelecek. Ama çoğu zaman yalnızca birinde yaşar; ya kaçtığı geçmişte ya da korktuğu gelecekte. Şimdi ise, sanki bir durak yeri değil, yalnızca geçilecek bir koridordur. Oysa hayat yalnızca oradadır: “şimdi”de.
Peki neden geçmişe bu kadar bağlanırız? Neden o yaşanmışlıklar, eksilmiş dostluklar, yarım kalmış sevinçler hâlâ içimizi yakar?
Aslında özlediğimiz şey çoğu zaman “geçmiş” değil, kendimizin geçmişteki hâlidir. Daha saf olduğumuzu düşündüğümüz, daha umutlu, daha sevilmiş ya da daha güçlü olduğumuz bir zamandır bu. Belki bir yaz akşamı, bir çocuğun gözlerindeki gülümseme, belki bir vedanın öncesi. Özlem duyduğumuz, o anın içindeki biziz. Belki artık var olmayan bir hâlimiz. Ve o hâli bulamayacağımızı bildikçe, geçmiş bir tür yas olur.
Geçmiş, çoğu zaman bir liman değil, bir labirenttir. Dolaşır dururuz aynı anıların içinde. Oysa orası sadece bir durak olmalıydı; yerleşilecek bir ev değil.
Şimdi ise sabırsız. Şimdi, hep bir sonrakine hazırlık gibi yaşanıyor. Hiçbir an, kendi içinde tam olarak var olamıyor. Belki de bu yüzden tatminsiziz. Anda duramayan insan, anlamdan uzaklaşır. Çünkü anlam, gelecekte aranmaz. Anlam, inşa edilir. Ve o inşa yalnızca şimdi mümkündür.
Ama geçmişin de bir görevi vardır. Bizi şekillendiren odur. Orada öğrendiklerimizle büyüdük, düştük, kalktık. Geçmiş, eğer ondan ders alabilirsek, bir pusulaya dönüşür. Ama pusulaya tutunan, yola devam etmek zorundadır. Aksi takdirde yön değil, yalnızca daire çizer.
Ve şu soruyu sormalıyız kendimize:
“Geçmişi mi özlüyorum, yoksa bugün kendime bir anlam veremediğim için mi ona sarılıyorum?”
Bu sorunun cevabında saklıdır özgürlüğümüz. Çünkü geçmişe saygı duyabiliriz ama tapmamalıyız. Özlem, hafifçe esen bir rüzgâr gibi geçmeli içimizden. Bizi serinletip, uyandırmalı. Ama ne zaman ki bir fırtınaya dönüşür, işte o zaman yıkmaya başlar bizi.
Son Söz
Hayat ileriye doğru yaşanır, ama geriye doğru anlaşılır.
Ancak bu anlayış, bizi durdurmak için değil, ilerlemeye cesaret vermek için gelmelidir.
Geçmiş bir aynadır. Ama o aynada kaybolmak yerine, kendimizi daha net görmek için ona bakmalıyız.
Yorum bırakın