“Ben de Bir İnsanim Be Birader” — Gerçek Liderlik ve Sözde Muktedirler

1930 yılının baharında, Cumhuriyet henüz yedi yaşındayken, Mustafa Kemal Atatürk yurt gezisine çıkar. İzmir’den Antalya’ya giderken uğradığı her şehirde halkla temas eder, sorunları dinler. Yolculuk boyunca gördüğü manzara onu derinden yaralar.

Antalya’da, en yakın çalışma arkadaşlarından Hasan Rıza Soyak’a, odanın kapısını kapatıp şu sözleri söyler:

“Bunalıyorum çocuk, büyük bir ıstırap içinde bunalıyorum!

Görüyorsun ya, her gittiğimiz yerde mütemadiyen dert, şikâyet dinliyoruz. Her taraf derin bir yokluk, maddi, manevi bir perişanlık içinde. Ferahlatıcı pek az şeye rastlıyoruz; maatteessüf memleketin hakiki durumu bu işte!

Beni en çok üzen şey nedir bilir misin? Halkımızın zihninde kökleştirilmiş olan, her şeyi başta bulunandan bekleme alışkanlığı. İşte bu zihniyetle herkes büyük bir tevekkül ve rehavet içinde, bütün iyilikleri bir şahıstan istiyor, benden bekliyor. Fakat nihayet ben de bir insanım be birader, kutsî bir kuvvetim yoktur ki!”

Düşünün: Kurtuluş Savaşı’nın başkomutanı, cumhuriyetin kurucusu, devrimlerin mimarı, halkının gözünde neredeyse efsaneleşmiş bir lider… Ama o, kendisini putlaştırmıyor, kutsallaştırmıyor. Tam tersine, “Ben de bir insanım” diyerek gerçeği hatırlatıyor.

Bu, gerçek liderliktir.

Gerçek lider, gücü halktan alır; halkın kendi ayakları üzerinde durmasını ister. Liderliğini, kişisel kudret mitine değil, ortak akla, dayanışmaya, liyakate dayandırır.

Bugünün Sözde Muktedirleri

Aradan geçen neredeyse bir asırda, pek çok ülkede —ve özellikle bizim coğrafyamızda— tam tersi bir tablo var.

Günümüz “kudreti kendinden menkul” yöneticileri:

Kendilerini sorgulanamaz ilan eder. Her başarısızlığı başkalarına, her başarıyı kendilerine mal eder. Halkın sorunlarını açıkça konuşmak yerine, pembe tablolar çizer. “Tek adam” kültünü besler; halkı bağımlı hale getirir. Eleştiriyi tehdit sayar, övgüyü hak sayar.

Atatürk, halkının zihnindeki “her şeyi liderden bekleme” alışkanlığını kırmaya çalışırken, bugünün popülistleri tam tersine, bu bağımlılığı büyütmeye uğraşır. Çünkü bağımlı halk, sorgulamayan halktır.

Aradaki Uçurum

Atatürk:

Başarılarına rağmen mütevazıydı. “Kutsal” değil, “insan” olduğunu vurguladı. Sorumluluğu paylaşır, çözümü birlikte üretmeye çağırdı.

Sözde muktedirler:

Başarısızlıklarını gizler, başarıyı abartır. Kendilerini “tek kurtarıcı” gibi sunar. Halkı, kendi varlıklarının teminatı haline getirir.

Son Söz

Bugün siyaset sahnesinde, Atatürk gibi gerçeği söyleyen, kendisini efsane değil insan olarak gören, halkına kendi kaderini eline almayı öğütleyen liderlere ihtiyaç var.

“Ben de bir insanım be birader” demek, zayıflık değil; dürüstlüğün, özgüvenin ve ahlakın işaretidir.

Oysa günümüzde iktidar koltuğuna oturan çoğu kişi, bırakın böyle bir cümleyi kurmayı, kendisini eleştiren tek bir söze dahi tahammül edemiyor.

Atatürk’ün bu sözleri, yalnız geçmişin değil, bugünün ve yarının da aynasıdır:

Gerçek kudret, tevazudan ve halkını güçlendirme iradesinden doğar. Kendi kudretini kutsayan lider ise, aslında en güçsüz olanıdır.

Yorum bırakın