Samuel Taylor ve Yaşlı Denizcisi

He prayeth best, who loveth best

All things both great and small;

For the dear God who loveth us,

He made and loveth all.

İnsanoğlu, Tanrı’yı çoğu zaman uzaklarda aradı: göklerde, tapınaklarda, kitapların satır aralarında… Oysa Coleridge’in denizcisi, “He prayeth best, who loveth best” derken asıl ibadetin bir kalp işi olduğunu anlatır. En iyi dua eden, en çok sevendir. Bu cümle, yüzyılların dini tartışmalarını bir anda susturacak kadar sade ve keskindir.

Mariner’in hikâyesi, bir kuşun ölümüyle başlar; ama aslında insanın kendi kalbini öldürmesinin alegorisidir. O kuş —albatros— doğanın masumiyetidir. İnsan, güç arzusuyla o masumiyeti vurur. Cezası, susuzluğun ve yalnızlığın sonsuz biçimde tekrarı olur. Bu hikâyede Tanrı gazap eden değil, insanın kendi eylemiyle yitirdiği düzeni hatırlatan bir sessizliktir. Doğa konuşmaz, ama intikam alır.

Coleridge’in dizeleri bu sessizliğe bir dua gibidir:

“He prayeth best, who loveth best

All things both great and small…”

Bu, insanı Tanrı’ya yaklaştıran tek yolun sevgi olduğunu söyler. Fakat bu sevgi romantik bir duygusallık değil; evrenin her parçasına karşı bir farkındalık, bir sorumluluk hâlidir. Kuşu seven, gökyüzünü koruyan, karıncayı incitmeyen insan Tanrı’ya yaklaşır. Çünkü Tanrı’yı anlamak, O’nun yarattıklarını sevmekle mümkündür.

Bugünün insanı, hâlâ albatrosu öldürüyor: ormanları yakıyor, denizleri kirletiyor, birbirini yok sayıyor. Teknolojiyle büyüyoruz ama ruhsal olarak küçülüyoruz. Modern çağın laneti, bilgi artarken bilgelik azalmasıdır. Coleridge’in öğüdü tam da bu yüzden hâlâ geçerli: Tanrı’yı bulmak için göğe değil, kalbine bak.

Gerçek dua diz çökerek değil, yaşarken edilir. Bir çocuğa gülümsemek, bir hayvana su vermek, bir yabancıyı anlamak… Bunların her biri sessiz bir ibadettir. Çünkü sevgi, dinlerin de ötesinde, varlığın ortak dilidir.

Coleridge’in son satırlarıyla bitirmek gerekir:

Tanrı bizi sever çünkü O, her şeyi yaratandır. Biz de O’nun sevgisini ancak her şeyi sevdiğimizde hissedebiliriz.

Ve belki de insanın asıl kurtuluşu, işte bu farkındalığın sessizliğinde saklıdır.

Yorum bırakın