İlginin Ahlakı,Dikkatin ve İnsanlığın Yönü

Son zamanlarda sıkça duyduğumuz bir yakınma var: İnsanlar artık eskisi gibi değil. Daha tahammülsüz, daha sert, daha yüzeysel, daha acımasız. Ahlakın zayıfladığı, değerlerin aşındığı, kültürün yoksullaştığı söylenmekte. Fakat belki de asıl kayıp doğrudan ahlakın kendisi değil; ahlakı mümkün kılan ilgi biçimleridir.

Bugün insanın dikkati parçalanmış durumda. Uzun süre bir şeye odaklanmak zor, derinleşmek zahmetli, sabretmek neredeyse anormal kabul ediliyor. İlgi yüzeyselleştikçe yargılar hızlanıyor; hızlanan yargılar ise karmaşıklığı taşıyamıyor. Sonuçta ortaya çıkan şey düşünülmüş bir ahlak değil, refleksif bir tepki kültürü oluyor.

Sorun şu olabilir: İlgi kaybolmuyor, ama niteliği değişiyor. Derin ilginin yerini anlık uyarılmalar, merakın yerini gözetleme, düşünmenin yerini pozisyon alma alıyor. İnsan artık anlamaya değil, taraf olmaya daha istekli. İlgi, hakikati keşfetmek yerine kimliği korumaya yöneliyor. Böyle bir zeminde ahlak da içeriğini kaybediyor; çünkü ahlak, olayları “görülmeleri gerektiği gibi görme” kapasitesine dayanır. O kapasite zayıfladığında, doğru ile yanlış arasındaki ayrım değil; yalnızca bizden olan ile olmayan arasındaki ayrım büyür.

Belki de bugün yaşadığımız şey ahlaksızlık değil; dikkat yoksulluğudur. İlgi alanı daraldıkça empati daralır. Empati daraldıkça insanın dünyası küçülür. Dünya küçüldükçe de insan, kendi bakış açısını mutlak sanmaya başlar. Bu noktada ahlak artık bir içsel olgunluk değil, bir savunma mekanizması haline gelir.

Eğer ilgi, ahlakın ham maddesiyse, bugün yaşadığımız kriz bir dikkat krizidir. İlginin nereye yöneldiği, nasıl yönlendirildiği ve kim tarafından şekillendirildiği sorusu, belki de çağımızın en temel ahlaki sorusudur. Çünkü insan, baktığı şey kadar genişler; kilitlendiği şey kadar daralır.

“Felaket daima insanların yanlış şeylere, yanlış şekillerde, gereğinden fazla ilgi duymalarıdır.”

Bu cümle tek başına bir ahlak felsefesi kurmaya yeterde artar bile. Çünkü burada ahlak, kurallar bütünü olmaktan çıkar; dikkat ekonomisinin içine yerleşir. Ahlak artık “neye baktığımız”, “neyi büyüttüğümüz”, “neyi görmezden geldiğimiz” meselesidir.


“Ahlak, olayları daima görülmeleri gerektiği gibi görmekle ilişkilidir: doğru yöne sevk edilmiş doğru tipte ilgidir.”

Bu cümleyi ciddiye alırsak, ahlaki çöküşün sebebi kötülük değil; yanlış yönlendirilmiş dikkat olur.

1. İlgi Kaybı mı, İlginin Sapması mı?

Günümüzde sık duyduğumuz bir yakınma var: “İlgi kaybı yaşıyoruz.” Kültür kaybı, değer kaybı, ahlak kaybı… Oysa burada sanıldığından daha tehlikeli bir durum var: İlgi kaybolmuyor; yer değiştiriyor.

“İlgi kaybının, kültür kaybıyla olmasa da ahlak kaybıyla eşdeğer görülmesi sık rastlanan bir durumdur.”

İlgi her zaman bir yere yönelir. İlgi boşlukta kalmaz. Eğer edebiyat, sanat, düşünce alanı daralırsa; ilgi başka yerlere kayar. Reklamlara, skandallara, kimlik savaşlarına, öfkeye…

Bu bir çürüme değil; bir yön değiştirmedir. Ve yön değiştiren dikkat, ahlakı da yeniden biçimlendirir.

2. Fanatizm: Daralmış İlgi

Fanatizm, faşizm ya da egotizmin bazı türleri; daralmış, tek bir nesneye kilitlenmiş ilgi biçimleridir.

“Felaket daima insanların yanlış şeylere, yanlış şekillerde gereğinden fazla ilgi duymalarıdır; örneğin hem faşistler hem de anti-faşistler için tanım itibarıyla faşizmden başka bir şeye ilgi göstermek çok zordur.”

Bu gözlem rahatsız edicidir. Çünkü burada karşıtlıkların bile aynı dikkat yapısına sahip olduğu söyleniyor. Düşmanını sürekli izleyen bilinç, aslında düşmanına bağımlıdır.

İlgi alanı daraldığında, ahlaki alan da daralır. İnsan dünyayı tek bir meseleye indirger. O tek mesele büyür, büyür, her şeyi yutar.

Büyük ideolojik felaketlerin çoğu kötü niyetle değil, daralmış dikkatle başlar.

3. İlgi Gerçekten Seçim midir?

Freud’un ilgi ile alakalı kısa fakat durumu açıklayan bir soru sormuştur:

“Toplumsal olarak onaylanmayan, desteklenmeyen veya hatta bizim kendi tarafımızdan da tercih edilmeyen şeylere gösterdiğimiz ilgiye ne oluyor?”

Bu soru aslında masum değildir. Çünkü insan ilgisini kontrol ettiğini sanır. Ama bastırılan ilgi yok olmaz.Sadece ortaya çıkmayı bekleyen bir düşman gibi pusuda bekler.

“Günden kalanlar” rüyalara sızar.
Dil sürçmesiyle açığa çıkar.Ve,
Semptom olarak geri döner. Demişti Freud.

Freud’un söylediği bu şey basit ama yıkıcıdır:
Biz bir şey yaptığımızı düşünürken aslında başka bir şey yapıyoruzdur.

Bu şu anlama gelir: İlgi sadece bilinçli bir tercih değildir; bilinçdışı bir akıştır. Eğer farkında değilsek, ilgi bizi yönlendirir.

4. Çocuk, Ahlak ve İlginin İnşası

Çocuk, “yetişkinler tarafından empoze edilmiş, yalnızca uyum gösterip kopyalayacağı fakat kendi tarzında kullanamayacağı bir ahlaka” sahip olursa, bu ahlak canlı değildir.

Gerçek ahlak, çocuğun kendi ilgisini takip edebilme kapasitesine dayanır.

“Kendi ahlak kapasitesine erişir ve dönemin ahlak kurallarını veya genel kültürel mirasını kullanmak veya kullanmamak adına kendi yolunu çizebilir.”

Bu cümle radikaldir. Çünkü burada ahlak, otoriteye itaat değil; içsel ilgi kapasitesinin gelişimidir.Ve en başta ailesi tarafından dayatılan ve öğretilen ahlak,çocuk tarafından kabul edildiğinde ya da zorla kabul ettirildiğinde,o çocuğun kendine has bir ahlak anlayışı ve ilgisinin olacağı konusunda yanılmış oluruz.

Eğer ilgi baskılanırsa, travma oluşur.
Eğer ilgi manipüle edilirse, bağımlılık oluşur. Ve bunlar yarınların semptomları haline gelir,ve,
Eğer ilgi özgürce genişlerse, ahlaki özerklik oluşur.

5. Peki İlgi Nasıl Yönlendirilir?

Burada modern dünyanın kritik sorusu devreye girer.

İlgi kimin elinde? Ya da kimlerin kontrolu altında?

Bugün ilgi ekonomisi denilen derinlemesine ve geniş bir alan var. Algoritmalar, reklam sistemleri, politik söylemler, medya düzeni… Hepsi dikkat üzerinden çalışır.Hepsi insanların dikkatlerini bir noktadan diğerine çekmek ve aslolan gerçeği saklamak üzerine kuruludur.

Ve evet,ilgi yönlendirilir: Kimi zaman korku ve öfke üzerindenö kimi zaman kimlikler ve ya krizler yardımıyla.Ve tüm bu sebepler ile yönlendirilen ilginini kapasitesi genişletilmez; daraltılır. Çünkü daralmış bilinç daha kolay kontrol edilir.

Geniş perspektifli insan zor manipüle edilir.
Tek meseleli insan kolaydır,kandırılması da yönlendirilmesi de bastırılması da…

Bu yüzden modern dünyada ahlak eğitimi, dikkat eğitimi olmadan mümkün değildir.

6. İlgi ve Özgürlük

Özgürlük, ilgi alanlarının genişlemesiyle ilgilidir.

Ama insan ilgi alanı genişlediğinde ne yapılacağı her zaman bilinmez.

Özgürlük konforlu değildir. Çünkü geniş ilgi alanı çelişki üretir. Empati üretir. Belirsizlik üretir.

Dar bilinç kesinlik ister.
Geniş bilinç karmaşıklığı kabul eder.

Bu yüzden fanatizm psikolojik olarak rahatlatıcıdır. Çünkü dünyayı basitleştirir. Çünkü herkesin tek bir noktadan bakmasına ve hayatın diğer önemli sayılan gerçeklerine yüz çevirmek demektir.

7. İlgi ve Ahlakın Sonuç Cümlesi

Eğer ahlak doğru yöne sevk edilmiş ilgi ise, ahlaki gelişim açısınan kendimize şu soruyu sormamız gerekir, benim dikkatim nereye akıyor? Kendime sürekli düşman mı arıyorum? Yoksa içimde sürekli tehdit mi büyütüyorum? Birileri tarafından sürekli onay mı kovalıyorum? Yoksa karmaşıklığı mı öğreniyorum?

İnsan yönelttiği dikkat kadar olur.

Eğer sık sık fark edemediğimiz şekillerde içimizdeki ve etrafımızdaki dünyadan etkileniyorsak, ne kadar “özgür” olduğumuz sorusu da askıda kalır.

Psikanaliz bu yüzden rahatsız edicidir. Çünkü bize aslında ne yapmıyorken ne yaptığımızı gösterir.Neye ilgi duyduğumuzu düşünürken aslında gerçek ilgilerimizin onlar olmadığını görmemizi sağlar!

Ve Evet İlgi Bir Ahlak Meselesidir

İlgi bastırılamaz.
İlgi yok edilemez.
İlgi sadece yön değiştirir.

Yanlış yere yöneldiğinde fanatizm olur. Bastırıldığında semptom olur. Manipüle edildiğinde kitle imha silahı haline gelir.Ve genişlediğinde ise gerçek özgürlük olur.

Kendimize ara ara sormamız gereken bir soru olduğunun düşünüyorum,zaman zaman gerçekleri hatırlamamız açısından..

Sahip olduğumuz ilgi gerçekten bizim midir?
Yoksa içinde yaşadığımız sistemin, korkularımızın, bastırılmış arzularımızın bir ürünü müdür?

Ahlak belki de yasa değil; farkındalık pratiğidir.

Dikkatin nereye yönlendirebildiği görebilen insan, ahlaki olarak uyanmaya başlar.
Göremeyen ise yönlendirilir,bastırılır ve yok edilir!

Ve yönlendirilen ilgi, en tehlikeli güçtür.

Çünkü insan, baktığı şeye dönüşür.

Eğer ilgini kendin yönlendirdiğini ve özgür olduğunu düşünüyorsan, bunu kanıtlamanın tek yolu var: İlginin kaynağını sorgulamak. Gerçekten neye ilgi duyuyorsun?
Ve o ilgi sana mı ait, yoksa sana verilmiş mi?

Bir fikri savunurken, bir öfkeye kapılırken, bir gündeme kilitlenirken — o yönelimin arkasında kim var? Korku mu? Onay ihtiyacı mı? Kimlik mi? Algoritma mı? Otorite mi? Bastırılmış bir arzu mu?

Özgürlük, istediğini seçmek değildir.
Özgürlük, neden onu seçtiğini görebilmektir.

Eğer kendi dikkatini izleyemiyorsan, dikkatini yönlendiren güçleri de göremezsin. Ve göremediğin şey seni çoktan şekillendiriyor olabilir. İlgin, sandığından çok daha önce biçimlendirilmiş, yönlendirilmiş, hatta satın alınmış olabilir.

Belki de sen ilgini seçtiğini sanırken, ilgin seni seçmiştir.
Belki de “gerçek” sandığın yönelimler, çoktan sana öğretilmiş reflekslerdir.

Gerçek özgürlük, rahatsız edicidir. Çünkü insan kendi ilgisinin arkasındaki mekanizmaları gördüğünde, masum olmadığını da fark eder. İlgi masum değildir; güçle, arzuyla, korkuyla, kimlikle iç içedir.

Bu yüzden soru basit ama ağırdır:

Eğer özgür olduğunu düşünüyorsan, ilgini geri al.
Neye baktığını değil, neden baktığını incele.
Yönlendirilen ilgi ile kendi seçimin arasındaki farkı görmeye çalış.

Aksi halde, sen kendini özgür sanarken, yön zaten çoktan verilmiş ve yol çoktan çizilmiş olabilir.

Belki de mesele ahlaksızlık değildir,sadece kendi ilgimizin bile bize ait olup olmadığını fark edememektir.

Yorum bırakın