Muhalif olmak, her söylenene karşı çıkmak değildir. Herkes “evet” derken düşünmeden “hayır” demek de muhaliflik sayılmaz. Çünkü itiraz etmek kolaydır; asıl mesele neye, neden ve hangi ilkeye dayanarak itiraz ettiğini bilmektir. Gerçek muhaliflik öfkeden önce akıl, cesaretten önce vicdan, sözden önce sorumluluk ister.
Muhalif insanın derdi kişilerle değil, yanlışlarla olmalıdır. Sevmediği biri doğru söylediğinde bunu kabul edebilmeli, sevdiği biri yanlış yaptığında ise sessiz kalmamalıdır. Aksi hâlde savunduğu şey hakikat değil, yalnızca kendi tarafıdır. Bir yanlışı, onu yapan kişiye göre değerlendirmek adaleti çıkarların emrine vermektir. Gerçek muhalif, kendisine yakın olanın hatasını da karşısındakinin hatası kadar açık biçimde görebilendir.
Muhalif olmak bazen kalabalığa karşı tek başına durmayı gerektirir. Çünkü kalabalıklar her zaman haklı değildir. İnsanlar çoğu zaman düşüncelerini kanıtlarla değil, ait oldukları çevrenin kabulleriyle oluştururlar. Herkesin aynı sözleri tekrarladığı yerde soru sormak, düzeni bozan bir davranış gibi görülür. “Neden?” diyen kişi huzursuzluk çıkaran, “Bunun kanıtı nedir?” diye soran kişi ise tehlikeli ilan edilir. Çünkü sorgulayan insan yalnızca kendisine verilen cevabı değil, o cevabı veren otoriteyi de sınar.
Fakat muhalifliğin de bir ahlakı vardır. Yalanla mücadele ederken yalana başvurulmaz. Haksızlığa karşı çıkarken başka bir haksızlık savunulmaz. Özgürlük istenirken yalnızca kendimiz gibi düşünenlerin özgürlüğü korunmaz. Eğer ifade özgürlüğünü sadece hoşumuza giden sözler için istiyorsak özgürlüğü değil, kendi sesimizin üstünlüğünü istiyoruz demektir. Gerçek özgürlük sınavı, bizi rahatsız eden düşüncenin de var olabilmesine tahammül edebilmektir.
Bir de muhalif gibi görünenler vardır. Seslerini adalet için değil, fiyatlarını yükseltmek için çıkarırlar. En sert sözleri söyler, en dik duruşları sergiler, meydanlarda özgürlükten ve vicdandan bahsederler. Fakat önlerine bir ev, lüks bir otomobil, yüksek bir makam ya da banka hesaplarına yatırılacak birkaç milyon konulduğunda bütün öfkeleri bir anda diner. Dün karşı çıktıkları düzenin bugün sözcülüğünü yapmaya başlarlar. Çünkü onların itirazı bir inanç değil, pazarlık yöntemidir. Sustuklarında satın alınmış, yeniden konuşmaya başladıklarında ise kendilerine yeni bir fiyat biçmeye başlamışlardır.
Böyleleri için muhaliflik bir karakter meselesi değil, kazanç kapısıdır. Halkın öfkesini kullanır, mağduriyetleri kendilerine basamak yapar, doğruları bile ancak kişisel çıkarlarına hizmet ettiği sürece savunurlar. Sonra satışlarını “Şartlar değişti”, “Ülkenin menfaati bunu gerektiriyor” ya da “Gerçekleri artık daha iyi görüyorum” gibi süslü cümlelerle gizlemeye çalışırlar. Oysa çoğu zaman değişen gerçekler değil, kendilerine sunulan imkânlardır.
Elbette insanın düşüncesi değişebilir. Yeni bilgiler karşısında fikrini değiştirmek tutarsızlık değil, olgunluktur. Ancak fikrin değişmesiyle fiyatın yükselmesi aynı şey değildir. Gerçek bir düşünsel dönüşüm sorgulamayla, kanıtla ve insanın kendi geçmişiyle açıkça hesaplaşmasıyla gerçekleşir. Menfaat karşılığında yön değiştirmek ise fikir değiştirmek değil, saf değiştirmektir. Her insanın bir bedeli olduğu söylenir; asıl mesele, o bedelin para olup olmadığıdır.
Bu yüzden muhalif görünen herkes gerçekten muhalif değildir. Kimi insan haksızlığa karşı durur, kimi ise haksızlıktan kendisine pay verilmediği için bağırır. Payını aldığında susan kişinin derdi hiçbir zaman adalet olmamıştır. O yalnızca sofraya çağrılmamış olmanın öfkesini yaşamıştır. Sofrada kendisine bir sandalye açıldığında dün söylediği bütün sözleri unutur, karşı çıktığı düzenin bir parçası hâline gelir.
Muhalif olmak, iktidarda bulunmayan bir siyasi yapıyı desteklemekten çok daha geniş bir meseledir. Bazen aileye, bazen geleneklere, bazen çalıştığımız kuruma, bazen toplumun yerleşmiş kabullerine, bazen de kendi geçmişimize muhalif olmamız gerekir. Hatta insanın en zor muhalefeti kendisine karşı yaptığıdır. Yıllarca doğru bildiği bir düşüncenin yanlış olabileceğini kabul etmek, başkasının fikrine karşı çıkmaktan daha büyük bir cesaret ister. Çünkü insan çoğu zaman gerçeği değil, kendi haklılığını korumaya çalışır.
Muhalif kişi sürekli bağırmak zorunda değildir. Bazen en güçlü itiraz, korkuya rağmen söylenen sakin bir cümledir. Bazen imza atmamaktır, bazen haksız bir emri yerine getirmemektir, bazen herkes susarken gerçeği kayda geçirmektir. Gürültü her zaman cesaretin göstergesi değildir. Kimi zaman çok konuşanlar ilk geri çekilenler, sessiz fakat kararlı duranlar ise bedeli gerçekten ödeyenlerdir.
Çünkü muhalif olmanın bir bedeli vardır. Yanlışın güçlü, doğrunun yalnız olduğu dönemlerde insan dışlanabilir, küçümsenebilir, tehdit edilebilir veya çıkarlarından mahrum bırakılabilir. Ancak susmanın da bir bedeli vardır ve bu bedel çoğu zaman daha ağırdır. İnsan sustuğu her haksızlıkta yalnızca karşısındakine alan açmaz; kendi vicdanından da bir parça kaybeder. Bir süre sonra alışır, kabullenir ve sonunda karşı çıktığını söylediği düzenin sessiz bir parçasına dönüşür.
Gerçek muhalif, kendisine hiçbir şey teklif edilmediği zaman konuşan kişi değildir. Asıl sınav, önüne ev, otomobil, makam, para ve ayrıcalık konulduğunda başlar. Karakter, insanın hiçbir şeye sahip değilken söyledikleriyle değil, her şeye sahip olma fırsatı karşısında vazgeçmedikleriyle ölçülür. Hiçbir menfaatin satın alamadığı bir vicdan, en gürültülü kalabalıktan daha güçlüdür.
Bu nedenle muhaliflik bir kimlik değil, zihinsel ve ahlaki bir duruştur. Rozetle, sloganla ya da bir partiye yakınlıkla kazanılmaz. Gerçeği kendi çıkarının üzerinde tutabildiğin, adaleti yalnızca kendin için değil herkes için istediğin ve gerektiğinde ait olduğun tarafa da itiraz edebildiğin ölçüde muhalifsindir.
Muhalif olmak dünyadaki her şeye düşman olmak değildir. Tam tersine, daha adil, daha özgür ve daha insanca bir hayatın mümkün olduğuna inanmaktır. Çünkü insan yalnızca umudunu koruduğu şeye itiraz eder. Hiçbir şeyin değişmeyeceğine inanan kişi susar; değişimin mümkün olduğuna inanan ise konuşur.
Bazen bir toplumun geleceğini büyük kalabalıklar değil, kalabalığın yanlışına karşı duran birkaç insan kurtarır. Onlar her zaman kazanmayabilir, isimleri hatırlanmayabilir, hatta yaşarken haksız ilan edilebilirler. Fakat tarihin yönünü değiştirenler çoğu zaman rahatını koruyanlar değil, vicdanını korumayı seçenlerdir.
Muhalif olmak, herkes başka tarafa bakarken gerçeğin gözlerinin içine bakabilmektir. Dünya seni değiştirmek için bütün gücüyle üzerine gelirken aklını, vicdanını ve özgürlüğünü teslim etmemektir. Çünkü bazı insanlar bir ev, bir otomobil ya da birkaç milyon karşılığında susabilir; fakat gerçekten muhalif olan insanın sesi, satın alınabileceği yerde değil, satın alınamadığı anda anlam kazanır.
Yorum bırakın