İtirazım Var

İtirazım var. Dünyanın bütün zenginliğini elinde tutan küçücük bir azınlığın, geri kalan milyarlara hayatın kırıntılarını reva görmesine itirazım var. Bir tarafta servetini saymaya ömrü yetmeyecek insanlar, diğer tarafta ertesi gün çocuğuna ne yedireceğini bilmeyen anne babalar var. Bu bir ekonomik dengesizlik değil; insanlığın ortasında duran açık bir vicdan suçudur.

Dünya fakir değil. Dünyanın kaynakları yetersiz değil. Sofralarımız eksik değil. Sorun, her şeyin birkaç kişinin elinde yığılması ve milyarlarca insanın kendi emeğiyle ürettiği zenginliğe uzaktan bakmak zorunda bırakılmasıdır. Bugün açlık hâlâ sürüyorsa bunun nedeni yiyecek bulunmaması değil, paylaşmaya yanaşmayan bir düzenin hüküm sürmesidir. İnsanlar açlıktan ölmüyor; paylaşılmayan zenginlik yüzünden öldürülüyor.

Birkaç ailenin kasasında dünyanın açlığını bitirmeye yetecek kadar para tutulurken çocukların bir parça ekmek için çöpleri karıştırmasına itirazım var. Tonlarca yiyecek çöpe atılırken bir insanın aç uyuması tesadüf değildir. Boş duran milyonlarca konut varken insanların kaldırımda sabahlaması çaresizlik değildir. Bunlar kaynak yokluğunun değil, adalet yokluğunun sonuçlarıdır.

Bize bu düzenin doğal olduğu öğretildi. Bazılarının gökyüzüne uzanan binalarda, bazılarının köprü altlarında yaşamasının hayatın değişmez gerçeği olduğuna inandırıldık. Zenginin serveti başarı diye alkışlandı; yoksulun açlığı beceriksizlik diye aşağılandı. Oysa çoğu insan tembel olduğu için yoksul değildir. Tam tersine, hayatı boyunca çalıştığı hâlde başkalarının servetine ömür kattığı için yoksuldur.

Sonra yöneticiler çıktı ve aç insana ekmek vermek yerine şükretmesini söyledi. Saraylardan sabır tavsiye ettiler. Makam araçlarının camlarını kapatıp sokaktaki yoksulluğu görünmez sandılar. Halktan fedakârlık isteyenler kendi ihtişamlarından bir adım geri atmadı. Çünkü bu düzende fedakârlık daima aşağıdakilerden beklenir; yukarıdakilerin payına ise ayrıcalık düşer.

Aç insana şükret demek kolaydır; yeter ki söyleyenin karnı tok olsun. İşsize sabır tavsiye etmek kolaydır; yeter ki söyleyenin maaşı garanti olsun. Evsizden kanaat beklemek kolaydır; yeter ki öğüt verenin birden fazla evi bulunsun. Yoksulluğu yaşamayanların yoksullara verdiği ahlak dersleri, çoğu zaman vicdansızlığın süslü cümlelerden yapılmış perdesidir.

İtirazım yalnızca zenginliğe değil; birilerinin servetinin başkalarının tükenişi üzerine kurulmasına. İnsanların sabah karanlığında işe gidip gece yorgunluktan çocuklarının yüzüne bakamayacak hâlde dönmesine, buna rağmen ay sonunu getirememesine itirazım var. Bir insanın bütün ömrünü çalışarak geçirip yine de insanca yaşayamaması kader değil, sömürüdür. Emeği kutsayıp emekçiyi yoksul bırakan her düzen ikiyüzlüdür.

İnsan hayatının bilançolarda gider kalemine çevrilmesine itirazım var. Kâr artsın diye işçinin sağlığından, güvenliğinden, zamanından ve ailesinden vazgeçilmesine itirazım var. İnsanlar makine değildir. Yorulurlar, kırılırlar, hastalanırlar, özlerler, hayal kurarlar. Bir insanın ömrünü satın alıp karşılığında yalnızca hayatta kalmasına yetecek kadar para vermek çalışma düzeni değil; modernleştirilmiş köleliktir.

İtirazım toplumun bütün bunlara alışmasına da. Sokakta yatan bir insanın yanından gözümüzü kaçırarak geçmemize, açlığı birkaç saniyelik üzüntüyle seyredip sonra hayatımıza dönmemize itirazım var. Çünkü alışmak, zulmün en büyük zaferidir. Adaletsizlik karşısında susmak tarafsızlık değildir. Sessizlik, çoğu zaman zalimin duyduğu en güçlü onaydır.

Yoksulluk artık çözülmesi gereken bir sorun değil, yönetilmesi gereken bir araç hâline getirildi. İnsanlar önce muhtaç bırakılıyor, sonra kendilerine verilen küçük yardımlar için minnet duymaları bekleniyor. Hak, lütuf gibi sunuluyor. Devletin görevi insanlara sadaka dağıtmak değil, kimsenin sadakaya ihtiyaç duymayacağı bir düzen kurmaktır. Aç bıraktığın insana ekmek verip teşekkür bekleyemezsin. Önce onun sofrasından neyin, kimler tarafından çalındığını açıklamak zorundasın.

İtirazım insanların yok sayılmasına, değersizleştirilmesine ve tüketildikten sonra kenara atılmasına. Bir insanın değeri banka hesabıyla, unvanıyla, arabasıyla veya satın alma gücüyle ölçülemez. Parası olmayan insan eksik insan değildir. Evi olmayan insan toplumun artığı değildir. İşsiz kalan insan işe yaramaz değildir. Hiç kimse sistemin gözden çıkarabileceği bir fazlalık değildir.

Açlık kader değildir. Evsizlik kader değildir. Çocukların yoksulluk içinde büyümesi kader değildir. Bunların hepsi insan eliyle kurulmuş tercihlerin sonucudur. İnsan eliyle kurulan her düzen yine insan eliyle değiştirilebilir. “Dünya böyle” sözü bir açıklama değil, teslimiyet cümlesidir. Dünya kendiliğinden böyle olmadı; birileri onu böyle kurdu, birileri böyle sürdürdü, geri kalanlar da çoğu zaman sustu.

Ben susmaya itiraz ediyorum. Birkaç kişinin her şeye, milyarlarca insanın ise yalnızca hayatta kalabilecek kadarına sahip olmasına itiraz ediyorum. Yoksula şükür, zengine daha fazla servet vaat eden bu düzene itiraz ediyorum. İnsanların açlığından kâr edenlere, çaresizliğini yönetenlere, emeğini tüketenlere ve sonra bütün bunları “hayatın gerçeği” diye anlatanlara itiraz ediyorum.

Çünkü mesele yalnızca para değildir. Mesele, kimin insan gibi yaşayacağına ve kimin yalnızca hayatta kalacağına karar veren bu acımasız düzendir. İnsanca yaşamak sadaka değildir. Lütuf değildir. Ayrıcalık hiç değildir.

İnsanca yaşamak herkesin hakkıdır.

Ve hakkın olmadığı yerde şükür değil, itiraz gerekir.

Yorum bırakın