İnsan bazen kendi hayatına dışarıdan bakar. Geçmişte verdiği kararları, kaçırdığı fırsatları, yaptığı hataları ve gerçekleşmeyen hayallerini düşünür. Ardından henüz yaşanmamış bir geleceğe sığınır. Başka bir şehir, farklı bir meslek, ekonomik özgürlük, huzurlu bir yaşam veya her şeye yeniden başlama ihtimali… Peki insan kaderinde olanı mı hayal eder, yoksa hayal ettikleriyle kendi kaderini mi şekillendirir?
İbn Arabî’nin düşünce dünyasında hayal, yalnızca zihnin ürettiği görüntülerden ibaret değildir. Görünen ile görünmeyen arasında bir anlam taşır. Buradan hareketle insanın zihninde beliren bazı düşüncelerin henüz yaşanmamış bir geleceğin işareti olup olamayacağı sorgulanabilir. Ancak bir şeyi hayal etmek, onun mutlaka gerçekleşeceği anlamına gelmez.
İnsan yalnızca bugününden oluşmaz. Geçmişin pişmanlıklarını, bugünün sorumluluklarını ve geleceğin beklentilerini aynı anda taşır. Sabah sıradan işlerini yaparken yıllar önce verdiği bir kararı sorgulayabilir. Çalışırken başka bir kariyeri, para kazanırken ekonomik özgürlüğü, ailesiyle vakit geçirirken kaçırdığı yılları düşünebilir. Bedeni bugünde yaşarken zihni geçmişle gelecek arasında dolaşır.
Üstelik geleceğe bakışımız ruh hâlimizden bağımsız değildir. Umutlu olduğumuz günlerde mümkün görünen şeyler, yorgun ve kaygılı olduğumuz zamanlarda ulaşılmaz gelebilir. Oysa değişen her zaman hayatın koşulları değildir; bazen yalnızca bizim onlara bakışımızdır. Ruh hâlimiz kararlarımızı, kararlarımız davranışlarımızı, davranışlarımız da geleceğimizi etkileyebilir. Böylece zihnimizde başlayan bir düşünce, zaman içerisinde hayatımızın yönünü değiştirebilir.
Fakat burada başka bir soru ortaya çıkar: Neden özellikle bazı hayatları hayal ederiz?
Zenginliği isteyen insan belki paradan çok güven arıyordur. Başka bir ülkede yaşamayı düşleyen biri belki coğrafyadan çok özgürlük istiyordur. Kariyerini değiştirmek isteyen insan belki mesleğinden değil, yıllardır taşıdığı yorgunluktan kurtulmak istiyordur. Bazen hayal ettiğimiz şey, gerçekten istediğimiz şey değil; onun bize vereceğini düşündüğümüz duygudur.
Bir de yıllarca gerçekleşmeyen ama insanın zihninden silinmeyen hayaller vardır. Hayat defalarca başka yönlere savurmasına rağmen insan aynı geleceğe dönüp durur. Sanki henüz yaşamadığı bir hayata aittir. Hiç gitmediği bir şehri özler, hiç sahip olmadığı bir yaşamın eksikliğini hisseder. Bu, kaderin bir işareti midir, yoksa bugünkü hayatında tamamlayamadığı bir şeyin yansıması mı?
Bunu kesin olarak bilmek mümkün değildir.
Belki kaderinde olduğu için o hayatı hayal ediyordur. Belki de hayal ettiği için ona ulaşabilecek kararları vermeye başlıyordur. Belki hiçbir zaman gerçekleşmeyecek bir geleceği düşleyerek bugünün eksikliklerine katlanıyordur.
Ancak insanın bütün geleceğini yalnızca hayallerinin gücüne bağlamak da doğru değildir. Hayat, irademizin dışında gelişen olaylarla doludur. Ekonomik şartlar, sağlık, diğer insanların kararları ve beklenmedik gelişmeler bütün planlarımızı değiştirebilir. Her hayal gerçekleşmez. Her emek karşılığını bulmaz. Her iyi niyet iyi bir sonuca ulaşmaz.
Belki de asıl mesele, hayallerimizin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği değildir. Onların bize kendimiz hakkında ne anlattığıdır.
Çünkü insan bazen geleceği hayal ederken aslında geçmişini onarmaya çalışır. Bir zamanlar yapamadıklarını yapmak, yaşayamadıklarını yaşamak, olamadığı kişiye dönüşmek ister. Fakat sürekli gelecekteki mutluluğu beklerken bugünkü hayatını erteleme tehlikesiyle karşılaşır.
Bir gün daha fazla param olduğunda, başka bir işe geçtiğimde, istediğim yere yerleştiğimde, bütün sorunlarım bittiğinde…
O günün geleceğine inanarak yıllarını geçirir. Sonra bir bakar ki hayat, yaşamaya hazırlanırken geçmiştir.
Belki de insanın en büyük yanılgısı, hayatının bir gün eksiksiz hâle geleceğini düşünmesidir. Oysa her varış yeni bir başlangıçtır. Her başarı başka bir beklenti doğurur. Her tamamlanan hayalin ardından yenisi gelir.
Kaderin önceden yazılmış olduğuna inanıyorsak, kurduğumuz hayallerin ve yaptığımız tercihlerin de bu bütünün içerisinde yer alabileceğini düşünebiliriz. Fakat geleceğimizi bilmediğimiz için beklemek yerine yaşamak, istemek yerine çabalamak ve hayal etmek kadar harekete geçmek zorundayız.
Belki kader, yalnızca başımıza gelecek olayların değil, o olaylar karşısında nasıl bir insana dönüşeceğimizin de hikâyesidir.
Ve belki hayallerimiz geleceğin bize gönderdiği haberler değil, içimizde henüz cevaplanmamış sorulardır.
İnsan geçmişini değiştiremez, geleceğini bütünüyle bilemez. Ama bugününü nasıl yaşayacağına ilişkin seçimler yapabilir.
Sonunda yine aynı soruyla baş başa kalırız: Hayal ettiğimiz için mi bazı şeyleri yaşarız, yoksa yaşayacağımız için mi onları hayal ederiz?
Belki cevabını hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz.
Ama belki de kaderin en büyük sırrı, gelecekte ne yaşayacağımızda değil; bütün belirsizliklere rağmen neden hâlâ aynı hayatı hayal ettiğimizde saklıdır.
Bir Cevap Yazın