Sömürgecilik, yalnızca toprakların işgal edilmesiyle sınırlı bir kavram değildir. Esas sömürü, dilin yok edilmesi ve insanların zihinlerinin esir alınmasıyla başlar. Bir milleti köleleştirmenin en sinsi yolu, onun hafızasını silmek, dilini iğdiş etmek ve özünü kaybettirmektir. Çünkü dil, bir milletin varoluş kodlarını, tarihini ve kimliğini taşır. Hafıza kaybolduğunda, insan sadece geçmişini değil, geleceğini de kaybeder. İşte bu yüzden sömürgeciler önce dili hedef alır, ardından kültürü ve en sonunda toprakları gasp eder.
Toprak, yalnızca coğrafi bir unsur değildir. Bir vatanın anlam kazanması, o toprakların kanla yazılan tarihiyle mümkündür. Ata toprakları, sadece yaşanılan yerler değil, uğruna can verilen kutsal mekânlardır. İşgal edilen her karış toprak, yalnızca fiziksel bir kayıp değildir; aynı zamanda bir milletin onurunun, iradesinin ve bağımsızlığının zedelenmesidir. Ancak, bu kaybedilenlerin en tehlikelisi dildir. Çünkü kaybedilen toprak savaşla geri alınabilir, fakat kaybedilen bir dilin geri kazanılması nesiller alır, hatta bazen imkânsız hale gelir.
Ne yazık ki, tarih boyunca birçok milletin dili ve kültürü sömürgeciler tarafından yok edilmiştir. Bugün dünyada sayısız yerli dilin yok oluşuna tanıklık ediyoruz. Dilin yok edilmesi, sadece kelimelerin silinmesi değil, aynı zamanda bir halkın hafızasının kazınmasıdır. Bir milletin kendi dilinde düşünemez hale gelmesi, o milletin başka bir kimliğe bürünmesini, özünü kaybetmesini ve en sonunda tamamen yok olmasını getirir. İşte bu yüzden sömürgecilik, sadece toprakların değil, kafaların sömürülmesiyle de gerçekleşir.
Bağımsızlık, yalnızca siyasi bir kavram değildir. Gerçek bağımsızlık, kültürel ve zihinsel bağımsızlıkla mümkündür. Eğer bir millet kendi dilini konuşamıyor, kendi geçmişini hatırlamıyor ve kendi kültürünü yaşayamıyorsa, o millet fiilen işgal edilmiş demektir. Bu yüzden, sadece topraklarını koruyan değil, dilini ve kültürünü de savunan milletler ayakta kalabilir.
Bugün, birçok ülkede toprak satışları sıradan bir ticari işlem gibi görülse de, bunun uzun vadede ne gibi zararlar doğuracağı hesaba katılmamaktadır. Bir millet, topraklarını yabancılara sattığında yalnızca maddi bir kazanç elde ettiğini düşünür. Ancak satılan her karış toprak, gelecekte bağımsızlık için ödenecek ağır bir bedelin habercisidir. Tarih, topraklarını satanların eninde sonunda o topraklarda yabancı olduklarını öğrenmeleriyle doludur.
Türkçenin önemi, sadece bir dil olmasıyla sınırlı değildir. Türkçe, binlerce yıllık hafızayı, kültürü ve mücadeleyi taşır. Ecdadımız, toprağı da dili de kanla korumuş, vatanı da dili de canı pahasına savunmuştur. İşte bu yüzden vatan, sadece üzerinde yaşanılan bir yer değil, hatıraların, mücadelenin ve iradenin bir yansımasıdır. Türkçeyi kaybetmek, sadece bir dili kaybetmek değil, binlerce yıllık hafızayı silmek demektir.
Toprak satışı ve bunun olası sonuçları da aynı şekilde değerlendirilmelidir. Toprak, yalnızca bir meta değildir; o, bir milletin kaderidir. Bir vatan, satılarak değil, korunarak yaşatılır. Bugün küçücük hesaplarla yapılan toprak satışları, yarın bağımsızlık mücadelesine dönüşebilir. İşte bu yüzden milletler, yalnızca bugün için değil, yarınları için de düşünmeli, toprağını ve dilini koruyarak varlık mücadelesini sürdürmelidir.
Ve unutulmamalıdır ki, her şey geri kazanılabilir; ancak kaybedilen hafıza ve dilin geri kazanılması neredeyse imkânsızdır. Bu yüzden, milletler önce hafızalarına sahip çıkmalı, dillerini yaşatmalı ve topraklarına göz dikenlere karşı uyanık olmalıdır.
⸻
Ey övüngen, kanla yazıltı bu vatan,
Dilün, özün kayıp olursa neye yarar?
Satılan her taşda yiter atadan kalan,
Uyan! Bil ki satılan toprak, satılamaz!
Yorum bırakın