Kırılma Noktasında Türkiye Demokrasisi – Seçilmiş Olanı Yargılamak, Halkı Yargılamaktır

Demokrasinin Kırılma Noktasında

Türkiye’nin siyasal tarihinde kritik dönemeçlerden geçtiği zamanlar oldu. Ancak son yıllarda yaşananlar, bu dönemeçlerin artık bir istisna değil, olağan hale geldiğini gösteriyor. Hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve halkın iradesine saygı gibi temel demokratik ilkeler, ne yazık ki sadece anayasada kalan kavramlara dönüşüyor.

Son olarak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu’na verilen hapis cezası, hukuk sistemimizin tarafsızlığına ve demokratik işleyişe duyulan güveni ciddi şekilde sarsmıştır. Elbette bir siyasetçinin sözleri hukuki denetime tabi olabilir. Ancak mesele sadece yasal çerçeve değil, bu çerçevenin nasıl uygulandığıdır. Seçimle göreve gelmiş bir kamu yöneticisinin siyasi bir tartışma üzerinden yargılanması, toplumda adaletin objektifliği konusunda soru işaretleri yaratmaktadır.

Bu karar, yalnızca bir bireyin özgürlüğüne yönelik bir kısıtlama değil; aynı zamanda milyonlarca seçmenin tercihine yönelik bir müdahale olarak değerlendirilmelidir. Halkın oyuyla gelen bir yöneticinin görevini sürdürmesi, demokratik sistemin en temel ilkesidir. Aksi durumda, halkın sandığa duyduğu güven azalır; siyaset, yarışma olmaktan çıkar ve bir mühendisliğe dönüşür.

Türkiye’de hukukun siyasallaşması, yalnızca bir kişi ya da partiye değil, tüm sisteme zarar veriyor. Yargı, bir siyasinin önünü açmak ya da kapatmak için değil, hakkı ve adaleti tesis etmek için vardır. Bu ilkenin aşınması, uzun vadede devletin tüm kurumlarına duyulan güveni zedeleyecektir.

Öte yandan siyasal İslam’ın artan etkisiyle birlikte, toplumda farklı yaşam tarzlarına, dünya görüşlerine ve düşünce biçimlerine yönelik tahammülsüzlük yaygınlaşıyor. Laiklik ilkesinin geriye itilmesi, toplumsal kutuplaşmayı derinleştiriyor ve bir arada yaşama kültürünü tehdit ediyor.

Bugün Türkiye’nin en acil ihtiyacı; adil, kapsayıcı ve saygıya dayalı bir siyasal zemin inşa etmektir. Gerginliklerle, kutuplaşmalarla, hukuki araçların siyasal amaçlarla kullanıldığı bir düzenle ne demokrasiyi koruyabiliriz ne de toplumsal barışı sağlayabiliriz.

Demokrasi yalnızca sandıkta değil, o sandığın sonucuna saygı duyulduğunda anlam kazanır. Hukuk yalnızca kanun kitaplarında değil, adil uygulandığında güçlüdür. Ve halk, yalnızca oy kullanarak değil, o oyunun arkasında durulduğunda egemendir.

Bugün yaşananlar bir kırılma noktasıdır. Bu kırılmayı nasıl yöneteceğimiz, gelecekte nasıl bir Türkiye’de yaşayacağımızı belirleyecek.

Yorum bırakın