Demokrasi… Sadece kağıt üstünde parıldayan bir yalan. Sandıklar kuruluyor, halk denilen kitleye “özgür iradenle seç” deniliyor. Oysa seçenekler çoktan çizilmiş sınırların içinde belirlenmiş. Cumhuriyet deniyor buna: halkın kendi kendini yönetmesiymiş. Ne büyük aldatmaca! Yönetilecek olan halk, önceden yazılmış bir senaryonun figüranından başka bir şey değil.
Oy kullanma… Modern çağın dini ritüeli. Ellerinde mühür, sözde kaderlerine hükmedecekler. Ama neyi seçtiklerini bile bilmeden. Çünkü seçenekleri belirleyenler, çoktan kendi çıkarlarının bekçilerini sıraya dizmiş. Sandıklar halkın tapınakları değil, muktedirlerin tiyatro sahnesidir.
Teokrasi mi daha beter, bu gizli oligarşi mi? Tanrı adına yönetilen devletler en azından samimiydi: kimin için çalıştıkları belliydi. Bugünün sözde laik cumhuriyetlerinde ise koltuk sevdası her şeyin önünde. Makam uğruna her yalan söylenir, her maske takılır. Gerçekler örtülür, kandırılan halk alkış tutar.
Empoze edilen fikirler birer zehir. Herkes özgürce düşündüğünü sanır, oysa düşünceleri işgal edilmiştir. Eğitimden medyaya kadar her şey, halkı yaratılan düzene sadık köleler haline getirmek için çalışır. Sonra da adına özgürlük denir: onların dilediği kadar özgürlük. Bir çizgi çizerler yere, sınır budur derler. O sınırın dışı yasa dışı, ihanet, anarşi…
Hapsedilen halk, bu sınırları kutsal belleyerek yaşamaya zorlanır. Göremedikleri, hissetmedikleri bir kafeste döner dururlar. Özgürlük naraları atılır meydanlarda; neye yarar? Zincirlerin rengi değişmiş ama bilekler hâlâ kelepçeli.
Halk bir gün başını kaldırıp da gerçek sınırlarını görecek mi? Yoksa kendi çizilmiş hapishanesinde, özgür olduğunu sanarak yaşamaya devam mı edecek?
Yorum bırakın