CHI PO NON VO, CHI VO NON PO, CHI SA NON FA, CHI FA NON SA, ET COSÌ IL MONDO MAL VA.”

500 SENEDİR DEĞİŞMEYEN GERÇEK

Bu yazı, insanlık tarihinin en kısa ama en keskin öz eleştirilerinden biridir. Ascoli Piceno’nun dar taş sokaklarında, 1529 tarihli bir binanın duvarında duran birkaç satırlık Latince-İtalyanca karışımı cümle, altı yüzyıl sonra bile modern dünyanın damarına dokunur: “Chi po non vo, chi vo non po, chi sa non fa, chi fa non sa, et così il mondo mal va.” Yapabilen istemez, isteyen yapamaz, bilen yapmaz, yapan bilmez, işte bu yüzden dünya kötü gider.

1529 yılı, İtalya’da Rönesans’ın en parlak ama aynı zamanda en çatışmalı dönemlerinden biridir. Bilim, sanat ve düşünce gelişmekte; ancak kilise, soylular ve halk arasındaki uçurum giderek büyümektedir. İnsanın özgürlüğü üzerine konuşulurken, aslında kimsenin özgür olmadığı bir çağ yaşanır. İşte bu duvar yazısı, tam da o çelişkinin kalbinden çıkar. Rönesans, insanın aklına güvenin çağıdır. Ama bu cümle, aklın yetmediğini hatırlatır: Bilmek, yapmak için yeterli değildir. İstemek, yeteneği garanti etmez. Güç, irade olmadan işe yaramaz. Bu dört kırık sütun — bilgi, irade, eylem ve güç — üzerine kurulu dünyanın dengesizliğini anlatır. Ve o denge hâlâ kurulabilmiş değildir.

Yazı aslında bir tür ahlaki ve epistemolojik paradoksu özetler. “Chi sa non fa” — bilen yapmaz. Bilgi çoğu zaman düşüncenin içinde kalır; bilge kişi eyleme geçmek yerine analiz eder, tartar, bekler. “Chi fa non sa” — yapan bilmez. Eyleme geçenler ise genellikle bilgisizliğin cesaretiyle hareket eder; onların enerjisi vardır, ama yönleri yoktur. Bu iki tip insan arasındaki kopukluk, toplumsal çürümenin temelidir. Nietzsche’nin “son insan” kavramı ya da Sartre’ın “kötü niyet” dediği durumla da benzerlik taşır: insanlar bilmedikleri için değil, bildikleri halde yapmadıkları için kaybolurlar.

“Chi po non vo” — yapabilen istemez. Bu cümle, modern çağın insanına bir tokat gibidir. Bilgimiz var, araçlarımız var, fırsatlar önümüzde… ama çoğumuz istemeyiz. Çünkü eylem, sorumluluk ister. İstememek, rahatlatıcıdır. Bu durum sadece bireysel bir tembellik değildir; aynı zamanda toplumsal bir hastalıktır. İsteyen ama yapamayanlar umutla yanar, yapabilen ama istemeyenler kibirle donar. Sonuçta dünya bu iki uç arasında çürür.

Rönesans’tan bugüne dek bu yazı, her iktidar biçiminin merkezinde yankılanır. Devlet adamları, akademisyenler, bürokratlar, sanatçılar… çoğu zaman ya “yapabilen ama istemeyen”, ya da “isteyen ama yapamayan”dır. Bu söz, sadece bireye değil, sisteme de yöneltilmiş bir eleştiridir. Kurumsal yapılar bileni susturur, yapabileni bekletir, isteyeni oyalarken, bilgisiz eylem sahipleri en tepeye çıkar. Böylece “et così il mondo mal va” — işte bu yüzden dünya kötü gider. Bu kötü gidişin nedeni kötülük değil, kayıtsızlık ve eylemsizliktir.

Bugün sosyal medyada herkes biliyor, herkes yorum yapıyor. Ama çok az insan gerçekten yapıyor. Yazı, 16. yüzyıldan sesleniyor ama 21. yüzyılın aynasını tutuyor bize: bilgi bolluğu içinde bilgelik kıtlığı, istek çokluğunda eylem yoksunluğu. Yapay zekâ, küresel ekonomi, iklim krizi, sosyal adaletsizlik… Her şeyin çözümü var gibi görünüyor ama kimse adım atmıyor. Ascoli’nin duvarındaki o yazı, sanki modern insanın ekranına kazınmış: “Bilen yapmıyor, yapan bilmiyor.”

Bu yazı sadece eleştiri değil, bir uyarıdır: dünya, bilenlerin eylemi, isteyenlerin iradesi ve yapabilenlerin sorumluluğu ile düzelebilir. Yoksa insanlık, sürekli bilen ama yapmayanların gölgesinde yaşamaya mahkûm olur. Bilen yapsın, yapan bilsin, isteyen yapabilsin; ancak o zaman dünya iyi gider. Bu cümle, Ascoli’nin 1529’daki taşına karşılık, 2025’in dijital çağında yankılanabilir bir cevaptır.

Yorum bırakın