Vergi devletin DNA’sıdır. Bir ülkede vergi nasıl alınıyorsa, o ülke nasıl yönetiliyordur. Türkiye’de bugün vergi dağınık, ağır ve çoğu zaman vatandaşı tüketen bir biçimde alınıyor. Çalışanın maaşından vergi kesiliyor, ardından ekmek alırken de, telefon faturasında da, yakıtta da tekrar kesiliyor. Devlet vatandaşı önce gelir vergisiyle boğuyor, sonra tüketim vergisiyle ikinci kez vuruyor. Bu sistem kapitalizmin klasik davranışıdır: vatandaş müşteri, devlet şirket gibi davranır.
Şimdi soruyu yeniden kurmak gerek:
Türkiye sosyalist bir devlet olsaydı vergi nasıl olurdu?
Ve bugünkü çarpık sistemle fark nerede başlardı?
Kapıya ilk yazılacak: Vatandaş Müşteri Değildir
Sosyalist devlette temel ayrım burada başlar. Devlet halkın üstünde değildir; halkın kendisidir. Bu yüzden vergi bir “borç” değil, toplumsal üretim planlamasının parçası olur.
Çalışan bir yurttaş düşünelim.
Bugün Türkiye’de maaşından şu kesintiler yapılır:
• SGK işçi payı
• işsizlik sigortası
• gelir vergisi
• damga vergisi
Bu kesintiler yapıldıktan sonra kalan paraya “net maaş” denir. Fakat bu net bile gerçek değildir, çünkü tüketirken yeniden vergi ödenir: KDV, ÖTV, özel iletişim vergisi, harçlar, stopajlar, belediye ücretleri…
Sonuç: bir maaş iki kere, üç kere vergilendirilir. Bu sistem insanı borçlu bırakır; devleti “vergi makinesi” yapar.
Sosyalist Türkiye’de Ne Olurdu?
1. Gelir Vergisi Hâlâ Kalır Ama Yapısı Değişir.
Kesinti ücretli emek üzerinden değil, üretim araçlarının sahibi üzerinden yapılır. Eğer üretim toplumun ortak mülkiyetindeyse, vergi “kişiden değil fabrikadan” alınır. Kişi maaşını tam alır, çünkü üretimden doğan artı-değer zaten devlete akmaktadır.
2. Tüketim Vergisi ya yoktur ya da sadece lüks ürünlere uygulanır.
Ekmek, su, enerji, ulaşım, sağlık, eğitim vergiden arındırılır. Çünkü sosyalist devlet, halktan vergi toplayıp sonra hizmet vermek için uğraşmaz – hizmeti zaten temel hak olarak sunar. Vergi toplamak değil, planlama yapmak ana prensiptir.
3. Devlet planlayıcıdır, finansman değil.
Kapitalist ülkede devlet para bulmaya çalışır. Sosyalist sistemde ise “paranın nereye akacağı değil, üretimin neye yarayacağı” sorulur. Kaynak planlanır; mülkiyet kamuya ait olduğu için para döngüsü kısalır, kaybolmaz.
Kısacası sosyalist devlette vergi bir tahsilat değildir.
Halktan değil, üretimden alınır.
Bu fark devletle yurttaş arasındaki mesafeyi belirler.
Neden Ürünlerden Vergi Alınmamalı?
Çünkü halk ürettiği ürünü satın alırken devlete tekrar vergi ödüyorsa burada bir çelişki vardır. Bu, kamusal düzenin “Çalış ama sonra çalıştığın ürün için bir daha öde” demesidir.
Bu yüzden sosyalist ekonomilerde temel tüketimden vergi alınmaz. Avrupa’nın hibrit sosyalist örneklerinde (İsveç, Norveç, Danimarka) yüksek vergilere rağmen halk tepki göstermez çünkü sağlık, eğitim, enerji, çocuk bakımı, yaşlı bakım sistemi kusursuz işler. Vergi geri döner, kaybolmaz.
Türkiye’de ise sorun rakam değil: güven. Vergiyi alan devlet nereye harcadığını açıklamadığında sistem çöker. Sosyalizm Türkiye’de gerçek olsaydı ilk adım siyasal şeffaflık olurdu. Verginin anlamı burada başlar, rakamda değil.
Avrupa’da Sosyalist Devlet Mantığı
İsveç’in devlete verdiği vergi oranı Türkiye’den kat kat fazladır. Ama İsveç’te üniversite ücretsizdir, sağlık bedavadır, çocuğun kreşi devletin sorumluluğundadır. Yurttaşın cebinden çıkan para kaybolmaz, hayat kalitesine dönüşür.
Norveç’te enerji devlete aittir, petrol geliri doğrudan halkın fonuna aktarılır. Bir çocuk doğduğunda kendisine devlet tarafından fon açılır; büyüdüğünde ilk sermayesini hazır bulur.
Danimarka’da kişinin işi olsun olmasın barınma hakkı kesin olarak garanti altındadır. Devleti yönetenler “vergiyi artırırsak halk ne der?” diye değil, “ülkenin refahını artırırsak halkın yüzü nasıl güler?” diye düşünür.
Bu yüzden Avrupa sosyalizmi tam sosyalizm değildir; halkçı kapitalizmdir. Ama Türkiye’nin bugünkü halinden çok daha insancıl, planlı ve saygılıdır.
Politik Eleştirinin Adı
Türkiye bugün vergiyle değil, güvensizlikle krize sürükleniyor. Halk ödediği vergiyi göremediği sürece, vergi baskıya dönüşür. Sosyalist devlet, yurttaştan vergi istemez; onun için üretir. Türkiye’de halk devlete “kaçırma, çalma, israf etme, adil ol” demek zorunda kalıyorsa sosyalizmden önce demokrasi lazımdır.
Sosyalizmden korkulmasının sebebi sosyalizm değildir.
Gerçek sebep şudur:
Eğer devlet halka yaklaşırsa, kimse ona hükmedemez.
Ve halk ile devlet yakınlaşırsa, çıkar ortakları kaybeder.
Vergi böylece bir muhasebe kalemi olmaktan çıkar — bir mücadele alanına dönüşür.
Soru burada bitmez:
Türkiye’de gerçekten sosyalist bir devlet kurulabilir mi?
Evet. Ama önce halkın devlete borçlu değil, devletin halka borçlu olduğu hatırlanmalıdır.
Vergi ancak böyle anlam kazanır:
Bir yük değil, ortak yaşamın imzası olduğu an.
İşte o gün nefes bile vergilendirilse, kimse şikayet etmez. Çünkü devlet o nefesin kıymetini gerçekten bilirdi.
Yorum bırakın