Nasibini Yenemezsin Belki Ama Kader ve İrade Arasındaki Çizgide İnsan Kalabilirsin

İnsanoğlu var olduğu günden beri hep aynı sorunun peşinden koşuyor:

Hayatımı ben mi yaşıyorum, yoksa bana yazılmış olanı kabullenmek zorunda mıyım?

Bu ikilemde sıkışıp kalmış insanın aklına eskilerden bir söz gelir hemen akıllara” nasibini yenemezsin!”

İlk bakışta kaderci bir teslimiyet gibi görünür bu söz. Oysa biraz derine inildiğinde, bu cümle insanın özgürlüğü ile sınırlarının aynı anda var olabileceğini anlatan en güçlü ifadelerden biridir.

Modern insanın en büyük yanılgısı, her şeyi kontrol edebileceğine inanmasıdır. Kariyerini, ilişkilerini, sağlığını, servetini, hatta geleceğini… Sanki yeterince plan yaparsa ve tüm hesaplamalar tutarsa hayat ona boyun eğecektir.

Fakat hayat, matematik formüllerinden ve basit işlemlerden ibaret değildir!

Çünkü insan ancak sebepleri yönetebilir; sonuçları değil.

İşte tam burada felsefe ile din ortak ve  aynı noktada buluşur.

Stoacılar, insanın yalnızca kendi iradesinden sorumlu olduğunu söyler. Dış dünyayı kontrol etmeye çalışmak, kaçınılmaz olarak acı üretir. 

İslam ise bunu daha derin bir zemine oturtur: Kul sebeplere sarılır, fakat sonucu Allah’ın takdirine bırakır.

Bu iki yaklaşım aslında birbirine zıt değil, aksine birbirini tamamlar.

Çünkü özgürlük; her istediğini yapabilmek değil, elindeki iradeyi doğru yerde kullanabilmektir.

Bununla alakalı Kur’an’da şöyle buyrulur ve insana, insanın sorumlulugu bir kez daha hatırlatılır;

“İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.” (Necm 53:39)

Fakat başka bir ayette ise şöyle denilir:

“Olur ki bir şeyi seversiniz, o sizin için hayırlı değildir; olur ki bir şeyden hoşlanmazsınız, o sizin için hayırlıdır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara 2:216)

Ve İşte insan aklının sınırı tam burada başlar.

Biz yalnızca yaşadığımız anı görürüz. Öncesini tecrübe etmiş oluruz, sonrasında ise sadece tahmin fakat anı yaşarız. Çünkü şimdiki zamanda her geçen saniye bizi geçmişe götürürken ânın içinde süregelen her saniyede gelecekten bir durumu ifade eder. yani bizler insan olarak sınırlı zamanın kontrolüne sahibiz.Allah ise zamanın tamamına…

Bu yüzden insan çoğu zaman istediği şeyin peşinden koşarken, aslında kendisini mutsuz edecek bir geleceği arzuluyor olabilir. Çünkü  Felsefenin temel sorularından biri şudur:

“Özgürlük nedir?”

Gerçek özgürlük, her kapıyı açabilmek değildir.

Bazı kapıların sana ait olmadığını kabullenebilmektir.

Çünkü insanın mutsuzluğu çoğu zaman sahip olamadıklarından değil, kendisine ait olmayan hayatları istemesinden doğar.

Başkalarının başarısını kendi başarısızlığı zanneder.

Başkalarının rızkını kendi eksikliği sanır.

Başkalarının yolunu kendi kaderiyle kıyaslar.

Oysa her insan, yalnızca kendi hikâyesini yaşayabilir.

Tasavvufun güzel bir sözü vardır:

“Kısmet, seni bulmak için senden daha hızlı yürür.”

Bu söz, tembelliği değil; gereksiz kaygının anlamsızlığını anlatır.Çünkü tevekkül, beklemek değildir.

Tevekkül; bütün gücünle çalıştıktan sonra, sonucu zorlamaktan vazgeçebilmektir.

Peygamber Efendimiz’in (sav) şu hadisi, bu dengeyi tek cümlede özetler:

“Deveni bağla, sonra Allah’a tevekkül et.”

Yani önce sorumluluk.Sonra teslimiyet.

Önce emek.Sonra rıza.

Belki de insanın en büyük yanılgısı, kaderi gelecekte gerçekleşecek bir olay sanmasıdır.

Oysa kader; bugün verdiğin kararlarla, yarın karşılaşacağın sonuçların birlikte ördüğü ilahî düzendir.

Allah sana yolu gösterir.Yürümek sana aittir.

Kapıyı açabilir.İçeri girmek sana aittir.

Fırsatı yaratabilir.Onu değerlendirmek sana aittir.

İşte bu yüzden “nasibini yenemezsin” demek, “hiçbir şey yapmana gerek yok” anlamına gelmez.

Asıl anlamı şudur:

Hiç kimse senin rızkını alamaz; ama sen de sana verilen aklı, iradeyi ve emeği kullanmadan nasibini bekleyemezsin.

Belki de insan olmanın en büyük paradoksu budur:

Sonucu belirleyemeyecek kadar sınırlıyız; fakat sonuçtan sorumlu olacak kadar özgürüz.

Ve belki de gerçek huzur, hayatı bütünüyle kontrol edebileceğini sandığın gün değil; elinden geleni yaptıktan sonra, seni aşan hikâyenin de bir yazarı olduğunu kabul ettiğin gün başlar.

Yorum bırakın