2 Temmuz 1993’te Madımak’ta yanan yalnızca bir otel değildi.
Birlikte yaşama kültürü, birbirini dinleyebilme iradesi ve insan olmanın en temel ilkeleri de ağır bir yara aldı.
Bilinmelidir ki; büyük toplumsal felaketler, çoğu zaman bir anda ortaya çıkmaz.
Önce kelimeler değişir.
Sonra,
İnsanlar birbirini anlamaya çalışmak yerine yaftalamaya başlar.
“Biz” ve “onlar” diye ayrılır.
Fikirler tartışılmak yerine insanlar hedef gösterilir.
Eleştiri, yerini nefrete bırakır.
Ve en tehlikelisi de budur.
Çünkü tarih bize defalarca göstermiştir ki, bir toplumda şiddet önce sokakta değil, dilde başlamıştır. Bir insanı değersizleştiren, düşmanlaştıran ve ötekileştiren her cümle; farkında olunsun ya da olunmasın, şiddetin önünü biraz daha açar.
Bu yüzden siyasetçilerin, kanaat önderlerinin, gazetecilerin ve toplum önünde konuşan herkesin kullandığı dil sıradan değildir. Milyonlarca insanın duyduğu her cümle, ya toplumu birbirine yaklaştırır ya da aralarına yeni duvarlar örer.
Madımak’tan sonra kurulan bazı cümleler de bu yüzden hâlâ tartışılıyor.
Çünkü bazen bir olaydan sonra söylenen sözler, yaranın kapanmasına yardım etmek yerine onu daha da derinleştirebilir.
Acıyı küçümseyen…
Sorumluluktan uzaklaşan…
İnsanları birbirinden ayıran…
Empati yerine taraf seçmeye zorlayan her söylem, toplumsal hafızada uzun süre iz bırakır.
Bugün geçmişe bakarken asıl dersimiz şu olmalıdır:
İnsanları kimlikleriyle değil, insan oldukları için koruyabilmek.
Farklı düşüneni düşman değil, vatandaş olarak görebilmek.
Bir fikre en sert şekilde karşı çıkarken bile, o fikri savunan kişinin yaşama hakkını ve onurunu tartışma konusu yapmamak.
Çünkü nefret söylemi, yalnızca hedef aldığı kişiye zarar vermez; onu üreten toplumu da yavaş yavaş zehirler.
Madımak bize, kelimelerin masum olmadığını hatırlatıyor.
Bir cümle bir insanı iyileştirebilir.
Bir cümle bir toplumu bir arada tutabilir.
Ama yine bir cümle, yıllarca onarılamayacak ayrılıkların da başlangıcı olabilir.
Bu yüzden hangi görüşten olursak olalım, hangi inanca sahip olursak olalım, hangi siyasi düşünceyi savunursak savunalım; önce dilimize sahip çıkmalıyız.
Çünkü bir toplumun geleceğini belirleyen yalnızca attığı adımlar değil, birbirine nasıl hitap ettiğidir.
Ve unutulmamalıdır ki, büyük yangınlar çoğu zaman ilk kıvılcımını ateşten değil, dilden alır.
Yorum bırakın